'Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmud'...Çoğumuz bu özdeyişi bir şekilde duymuşuzdur. Ama anlamını pek de bilmeyiz. Aslında, nasip ve nasipsizlik kavramını bizim halk edebiyatımızda en güzel şekilde anlatan özdeyişlerden biridir. 'Her işin başı nasiptir' derler ya gerçekten de öyle... Sultan Mahmud'un nasipsizliği ile tanınan 'Tıkandı Baba' ile hikayesini çoğumuz bilmeyiz, ya da ucundan kıyından azıcık duymuşluğumuz vardır. Kendi halinde garip bir kahveci olan Tıkandı Baba'nın, Sultan Mahmud'u bile şaşkına çeviren ibretlik hikayesine yakından bakmaya ne dersiniz?
KILIK DEĞİŞTİRİP GİTTİ
Efendim, malum hikayemizin Osmanlı döneminde, Sultan Mahmud hüküm sürerken yaşandığı rivayet ediliyor. Günlerden bir gün, Sultan Mahmud arada sırada yaptığı gibi kılık kıyafetini değiştirip (tebdil-i kıyafet) pazarda halk arasında dolaşmaya başlamış.
Haliyle yorulunca, şöyle bir soluklanıp kahvesini yudumlayacağı bir yer aramış. Köşenin başındaki şirin mi şirin kahvehaneyi gözüne kestirip dalmış içeriye. Ahaliye, selam verdikten sonra oturmuş bir köşeye...
'ANLAT BAKALIM'
Kahve kalabalık mı kalabalık, kendi halinde, yaşlıca beyaz saçlı bir adam müşterilerine elinden geldiğince hizmet etmeye çalışıyor. Müşteriler ise ona habire 'Tıkandı Baba, çay getir!
Tıkandı Baba, kahve getir!' şeklinde sesleniyor.
Tabi bu durum Sultan Mahmud'un dikkatinden kaçmıyor. Tıkandı babayı yanına çağırarak, "Hele baba anlat bakalım, nedir bu "Tıkandı baba" meselesi baba?" diye sorunca, Tıkandı Baba'nın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme beliriyor ve 'Uzun mesele evlat' diyor fısıltılı bir sesle. 'Hele sen bir anlat benim zamanım bol' diyor Sultan Mahmut.
NE YAPTIYSA OLMADI
Ve başlamış anlatmaya...'Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de gürül gürül akıyordu.
Benimki de akıyordu ama onlarınki gibi değil, çok az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar çok aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden "Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı. Artık hiç akmamaya başladı. Ben bütün gücümle açmak için uğraşırken beyazlar içinde bir zat bana göründü ve "Tıkandı Baba, tıkandı... Uğraşma artık" dedi.' 'İşte, O gün bu gün adım "Tıkandı Baba'ya" çıktı... Hangi işe elimi attıysam bir türlü olmadı. Şimdilerde burada çaycılık yapıp ailemi geçindirmeye gayret ediyorum.'
ALTINLI BAKLAVA
Tıkandı Baba'nın anlattıkları karşısında Sultan Mahmud çok etkilendi. 'Ben bu adamcağızın kötü şansını tersine çevireyim' diye aklından geçirdi. Çayını içtikten sonra dışarı çıktı ve köşenin hemen öteki başında bekleyen adamlarına "Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz" diye emretti. Sultan Mahmud'un adamlar ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirip Tıkandı Baba'ya verdiler. Şaşkına dönen Tıkandı Baba baklavayı aldı, baktı ki baklava enfes. "Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik.
Şöyle ağız tadıyla bir çoluk çocuk güzel yiyelim" diye aklından geçirdi. Baklava tepsisini aldı ve sevinçle evin yolunu tuttu. Yolda giderken, "Ben en iyisi bu baklavayı satayım da evin ihtiyaçlarını gidereyim" dedi. Para kazanma fikri ağır basınca işlek bir yol kenarına geçip başladı bağırmaya. 'Taze baklava, güzel baklava!'
UYANIK MÜŞTERİ
Çok beklemeden, yanına yaklaşan bir adam baklavaları beğendi. Üç aşağı beş yukarı fiyatta anlaştılar. Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşıladı.
Keyfine diyecek yoktu... Mutlu mu mutluydu...
Müşteri ise baklavayı alıp evine gitti. Bir dilim baklavayı tam da yerken ağzına sert bir şeyler geldi. Bir baktı ki altın. Şaşırdı, gözleri fal taşı gibi açıldı. Diğer dilim, diğer dilim derken bir baktı ki her dilimin altında altın var. Ertesi akşam bu adam acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başladı beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirdiler.
Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitti. Müşteri hiçbir şey olmamış gibi yine damladı Tıkandı baba'nın yanına, "Baba baklavan güzeldi.
Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım" dedi. Tıkandı Baba da hiç düşünmeden "Peki" dedi. Ne diyelim alan memnun satan memnun. Tıkandı Baba'ya saraydan her akşam baklavalar geldi ve adam da her akşam Tıkandı Baba'dan baklavalarını bir güzel satın aldı.
TIKANDI BABA'DA 'TIK' YOK
Ve... Aradan bir ay geçince Sultan Mahmud, "Bizim Tıkandı Baba'ya bir bakalım" deyip Tıkandı Baba'nın yanına gitti. Tabi bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girdi. Girdi girmesine ama birde ne görsün bizim Tıkandı Baba eskisi gibi perperişan vaziyette... Şaşkınlığını üzerinden atan padişah Tıkandı baba ile başladı konuşmaya... "Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?"... 'Geldi sultanım!'...Peki, ne yaptın sen o kadar baklavayı?... Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağlığınıza duacınızım...
Sultan şöyle bir tebessüm etti. "Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel" deyip aldı ve devletin ağzına kadar altınla dolu hazine odasına götürdü Tıkandı Baba'yı. "Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir" dedi. Bir hazine dolusu altınla başbaşa kalan Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkardı ama nafile... Bir tane bile altın küreğin ucunda durmadı.
ORACIKTA CAN VERDİ
Olup biten çaresizlik içinde seyreden Sultan Mahmud, "Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git, onlar sana ne yapacağını anlatırlar" diyerek askerlerden birini çağırdı. "Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin.
O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin" diye emretti. Uzun lafın kısası Tıkandı baba ve askerler yola koyuldu. Üsküdar'a geldiklerinde askerler, 'Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım' dedi. Heyecanlanan Tıkandı Baba, şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip aldı eline. "Ne yapacağım ben bu taşla şimdi?" diye şaşkın şaşkın sordu."Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı" dediler. Tıkandı Baba, büyük kayayı yerinden kaldırırken adeta kan ter içinde kaldı. Tam atacakken de kocaman taş elinden kayıp başına düştü Ne mi oldu?
Adamcağız oracıkta hakkın rahmetine kavuştu.
Askerler hemen Sultan Mahmud'a haber verdiler.
Büyük bir üzüntü içinde Tıkandı Baba'nın cansız bedeninin yanına gelen Sultan Mahmud'un ise gözlerinden bir damla yaş süzüldü ve tarihe geçen o meşhur cümlesini kurdu: "VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUD"...
Ne dersiniz, gerçekten de nasipten ötesi yok galiba değil mi?