Son dönemde sosyal medyada hızla yayılan "shreklenmek" ifadesi, ilk bakışta eğlenceli bir internet şakası gibi görünse de, ilişkiler dünyasında oldukça tanıdık bir psikolojik tabloyu işaret ediyor. Kavram, popüler kültürün sevilen karakterlerinden Shrek'ten ilham alıyor. Masallardaki kusursuz prens kalıbını yıkan Shrek, toplumun güzellik ve statü beklentilerinin dışında kalan ama hikâyesinde kabul gören bir figür olarak biliniyor. Sosyal medya kullanıcıları ise bu karakterin adını ironik bir anlamla yeniden üretti. "Shreklenmek", beklentilerin çok altında kalan bir ilişkiye razı olmayı, "yeter ki biri olsun" düşüncesiyle standartlardan vazgeçmeyi anlatan bir ifade hâline geldi. Yani mesele Shrek'in kendisi değil; onun temsil ettiği "daha azına razı olma" fikri.
BEKLENTİLERİ SIFIRLAMAK
Shreklenmek, genellikle fiziksel ya da duygusal beklentilerin bilinçli olarak geri plana atılmasıyla başlıyor. Kişi, "önemli olan beni sevsin" diyerek kendi ihtiyaçlarını küçümsüyor. Ancak bu fedakârlık çoğu zaman beklenen karşılığı bulmuyor. İlgi eksikliği, duygusal olgunluk sorunları ve karşılıksız emek, sürecin sonunda hayal kırıklığını beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre bu durum, bireyin kendi değerini göz ardı etmesiyle yakından ilişkili. İlk etapta "fazla bir şey istemiyorum" düşüncesi rahatlatıcı gelse de, uzun vadede tatminsizlik kaçınılmaz oluyor. Çünkü ilişkilerde saygı, ilgi ve sadakat bir lüks değil, temel ihtiyaçlar olarak kabul ediliyor.
ÖZSAYGI SORUNU
Uzmanlara göre shreklenmenin merkezinde özsaygı yer alıyor. Kendi değerini düşük algılayan bireyler, ilişkilerde daha fazla taviz verme eğiliminde oluyor. Saygısız davranışlar görmezden gelinebiliyor, ilgisizlik normalleştirilebiliyor, hatta ciddi sorunlar "zamanla düzelir" düşüncesiyle açıklanabiliyor. Bu süreçte kişi, karşısındakinin davranışlarını rasyonelleştirirken kendi ihtiyaçlarını geri plana itiyor. Ancak bu tutum, zamanla özsaygının daha da zedelenmesine yol açıyor. İlişki, bir bağ olmaktan çıkıp kişinin kendini sürekli sorguladığı bir alana dönüşüyor

