Ege'nin kalbi İzmir, son yıllarda yerel yönetimlerin hizmet karnesindeki zayıf notlar ve ardı arkası kesilmeyen yolsuzluk iddialarıyla çalkalanırken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kentte yaptığı son açıklamalar siyaset kulislerinde "malumun ilamı" olarak yankı buldu.

Özel'in, İzmir seçmeninin partisine olan sarsılmaz desteğini anlatırken sarf ettiği "kusurumuz, günahımız olsa da görmeden arkamızda duruyorlar" şeklindeki sözleri, şehirde kronikleşen altyapı, trafik, çöp, körfez kirliliği ve yönetim krizinin bizzat genel merkez nezdinde kabul edildiği bir "itiraf" olarak kayıtlara geçti.

ÇÖP, ÇUKUR, ÇAMUR
Türkiye'nin Batı'ya açılan penceresi olma vizyonundan her geçen gün uzaklaşan İzmir'de, bugün sokakların en büyük gerçeği "3Ç" olarak adlandırılan çöp, çukur ve çamur sarmalı haline gelmiş durumda. Modern bir metropolün temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan yerel yönetimler, Harmandalı Katı Atık Bertaraf Tesisi'nin ömrünü tamamlamasıyla birlikte kenti adeta bir atık krizinin eşiğine sürükledi. Başta merkez ilçeler olmak üzere birçok noktada biriken çöp dağları ve Körfez'den yükselen ağır koku, vatandaşların yaşam kalitesini hiçe sayan bir noktaya ulaştı. Belediyenin onarım programına almadığı yollar ise İzmirliyi canından bezdirirken, Buca gibi yoğun nüfuslu bölgelerde mahalle sakinlerinin kazma kürekle kendi yollarını asfaltlamaya çalışması, yerel hizmetin iflas ettiğinin en somut nişanesi olarak hafızalara kazındı. Ancak İzmir'deki sorunlar sadece sokaktaki fiziki aksaklıklarla sınırlı kalmıyor; belediye iştiraki İZBETON üzerinden yürütülen kentsel dönüşüm projelerinde yaşanan mali belirsizlikler, kooperatifleşme modeliyle halktan toplanan kaynakların akıbetine dair şeffaflık zafiyeti ve ihalelerin "adrese teslim" hazırlandığına dair müfettiş raporları, kent siyasetini ağır bir şaibe altında bırakıyor.

YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜK
Menderes ve Güzelbahçe gibi ilçelerde geçmişte düzenlenen operasyonlarla somutlaşan rüşvet ve imar yolsuzluğu iddiaları, belediyeciliğin hizmetten ziyade bir rant kapısına dönüştüğü eleştirilerini güçlendiriyor. Türkiye'nin en borçlu belediyeleri listesinde ilk sıralardan düşmeyen İzmir Büyükşehir Belediyesi, yatırımlarını öz kaynaklar yerine yüksek faizli dış kredilerle sürdürmeye çalışırken, bütçenin büyük bir kısmı liyakatten uzak "eş-dostakraba" ilişkileriyle şişirilen personel kadrolarına harcanıyor. Siyasi istihdam merkezi haline gelen belediye şirketlerindeki kontrolsüz personel artışı, hizmete ayrılması gereken payın erimesine ve belediyelerin en temel görevlerini dahi yerine getirememesine yol açıyor. Özgür Özel'in "İzmir daha iyisini hak ediyor" diyerek yaptığı özeleştiri, adeta yıllardır süregelen bir ihmalin ve ideolojik kalelere duyulan aşırı güvenin yarattığı rehavetin belgesi niteliğinde.
