Son yıllarda kokuların dünyasında sessiz ama net bir dönüşüm başladı. Bir kokuya bakarken artık "Kime ait?" sorusu önemini kaybediyor, "Ne hissettiriyor?" sorusu öne çıkıyor. Bir şişenin içindeki form artık bir cinsiyeti değil, bir hâli anlatıyor. Kimi zaman dumansı bir sıcaklık, kimi zaman metalik bir titreşim, kimi zaman da teni andıran sakin bir dalga. Bu değişim, kokunun bedenden çıkıp duyguya, enerjiye ve kişisel hafızaya yaklaşmasıyla oluşuyor.
Bugün notaların "geçirgenliği" dediğimiz şey, aslında uzun yıllardır öğretilen cinsiyet kabuğunun kırılmasıyla ortaya çıkan bir gerçeklik. Kokuları kadınerkek diye ayırmak, sandığımız kadar da köklü bir tutum değil. Kokuların cinsiyeti hiçbir zaman yoktu, onlara cinsiyeti biz verdik. Bu yüzden bugün yaşanan kırılma bir yenilik değil, eski bir yanılgının yavaşça çözülmesi. Parfümörler için bu dönüşüm çok uzun zamandır bilinen bir gerçek. Artık "Kadın kokusuerkek kokusu" diye bir sınır yok, yalnızca duygu var.

