Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Bir insanın dünyaya gelmesi öyle kıymetli, öyle ehemmiyet verilen bir mucizedir ki... Çünkü insan, Allah'ın bu kâinattaki en aziz misafiridir. Yüce Rabbimiz, insanı dünyaya göndermeden önce, bu yeryüzünü onun için eksiksiz ve en yaşanılır şekilde hazırlamıştır. Önce bitkileri, yani adeta sarayın mutfak malzemelerini halk etti. Sonra ağaçları, hayvanatı var etti. İnsanın et yemesi, hatta balık besini alması gerekli olduğu için denizleri balıklarla doldurdu. Ne zaman ki dünya tam kıvamına geldi, ancak o zaman insana "Buyur" dedi.
Elbette insandan önce de yeryüzünde canlılar vardı; fakat yeryüzünün, insanın oradan lezzet alacağı, masum masnuata bakıp Allah'ın kudretini anlayacağı ve iman edeceği bir kemalata erişmesi gerekiyordu. Dünya adeta süslü bir saray hâline geldikten sonra insan sahneye davet edildi.
SEVGİDEN İNŞA EDİLEN YUVA
Şimdi izninizle buradan daha hususi bir pencere açmak istiyorum:
Allah, insana bu kadar kıymet verip, tabiri caizse bu kadar masraf ve hazırlıkla onu yeryüzüne gönderirken, onun dünyaya geliş şeklini dahi çok latif bir usule bağladı. Bir anne ve babanın vesilesiyle dünyaya gelmesini arzu etti. Bu ne demektir? İnsan o kadar değerlidir ki, bir kadın ve bir erkek helal dairesinde birbirine aşık olur, muhabbet eder, güzel bir yuva kurar ve ancak böyle bir sevgi ikliminden sonra çocuk sahibi olur.
Burada kalbime ihtar edilen hakikat şudur: İnsan öyle mukaddes bir varlıktır ki; bir aşkla, bir muhabbetle, helal dairesindeki bir birliktelikle ve karşılıklı verilmiş sadakat sözleriyle örülü, çatısı olan mutlu bir yuvada dünyaya gözlerini açmalıdır. Çünkü anne ve babanın birbirini sevmesi, çocuğun büyürken o şefkat atmosferini solumasını sağlar. Böylece daha yolun başında, o çocuğun ruhunda sevgi mimarisi inşa edilmiş olur.

SEVGİDE İHTİSAS YAPMAK
Ruhunda sevgi inşa edilen bir çocuk, bu sayede başka varlıkları da sevmeyi öğrenir.
Anne babasında sevgiyi görür, sevgiyi tanır; sonra kardeşlerini sever, çevresindekileri sever. Canlı mahlukatı, ağacı, kuşu, bütün varlık alemini muhabbetle kucaklar. Bu sevmek eyleminde zamanla öyle bir ihtisas sahibi olur ki, adeta bu alanda "doktora" yapar. İşte bu kıvama geldikten sonra, kalbi artık kainatın Sultanı'nı, yani Allah'ı sevmeye hazır bir hale gelir.
Tabii bu anlattıklarım, imanlı ve şuurlu ailelerin şanslı çocukları için düz bir yoldur; fakat bu sıcak iklimden mahrum büyüyen evlatlar dahi, fıtratlarındaki o amansız Hakikat arayışı ve ilahi birer sevk-i tabii ile er ya da geç ruhlarındaki o boşluğu dolduracak Hakiki Mahbub'u bulabilirler.
İşte bu noktada rehberlik eden aileler için; çocuk belli bir yaşa geldikten sonra ona Allah'ı hatırlatmak, daha doğrusu henüz küçükken sürekli Allah'ı anlatmak gerekir. Önündeki nimetleri O'nun ikram ettiğini, kendisinin anne ve babasına Allah'ın bir hediyesi olduğunu, anne babasının da kendisine yine birer ilahi lütuf olduğunu bu fıtri dille anlatmak, ona adeta bir doktora tezi hazırlatmaktır. Sonra o çocuk, duygularının gelişmesi ve okuyup öğrendiklerinin kuvvet bulmasıyla, iç dünyasında öyle yıkılmaz bir Allah sevgisi inşa eder ki, o muhabbet kalesini hiçbir şüphe sarsamaz.
BÜYÜK MUCİZE İNSAN
Bir çocuğun dünyaya gelmesi için Ev Sahibi'nin, yani Yüce Rabbimizin yeryüzünü döşemesi, yiyeceğini, içeceğini hazırlaması; sonra onu büyütüp besleyecek anne ile babayı şefkat, merhamet ve sevgiyle donatması muhteşem bir hadisedir. İnanın; kara deliklerden, galaksilerden, bir yıldızın küçülüp minnacık bir hale gelmesinden, yeni yıldızların doğuşundan, dünyanın dönmesinden ve güneşin varlığından...
Evet, her şeyden daha önemlidir bir insanın dünyaya gelişi!
Dolayısıyla Allah, anneye ve babaya muhteşem bir sevgi sarfediyor. Çocuk onlardan o sevgiyi emiyor, öğreniyor ve bu sevgide bir meleke sahibi olduktan sonra yönünü Hakiki Mahbub'a çeviriyor: "O Zat benden ne arzu ediyor, benden ne istiyor?" diye düşünmeye başlıyor. Nihayetinde vicdanıyla karar veriyor ki: "Beni bu kadar seven ve sevdiren Allah'a kulluk yapmalı, O'na itaat etmeliyim." Zira insanın bu fıtri itirafı ve kulluğu yapabilmesi için Cenab-ı Hak, binlerce peygamber göndermiştir.
Aşk ve sevgi, insanoğlunun mayasında vardır. Dünyadaki çocuk ve aile sevgisi, insan fıtratına, dünyaya geldikten sonra gördüğü o mecazi köprülerle nihayetinde "İlahi Aşkı" bulması için ihsan edilmiştir.

