ŞİRVAN BEKTAŞ (HABER MERKEZİ)
Anadolu insanın rengarenk yaşam serüveni gibidir keçe. Allar, sarılar, pembeler, turuncularla farklı duygulara tercüman olmuş ustaların ellerinde. Koyunun evcilleştirilmesi ile birlikte var olduğu her coğrafyada keçe üretilmiş. Bu nedenle keçenin tarihinin Neolitik döneme kadar uzandığı varsayılıyor. Antik Yunan edebiyatında Homeros, İlyada adlı destanında askerlerin keçe çizmelerinden ve başlıklarından bahsediyor. Roma dönemi Pompei harabelerinde bir villadaki duvar resminde işçiler, atölyelerinde keçe yaparken betimleniyor.
YARIM ASIRLIK UĞRAŞ
Günümüzde Anadolu'da keçecilik, yok olma sürecine giren alt kültür ürünü, geleneksel el sanatlarımızdan biri haline geldi. Uzun bir geçmişten gelen keçe, ülkemizde kalite adına hiçbir değişiklik yaşamamış, yenilik uygulanmamış. Ustaların çıraklarına devrettikleri bilgi, gelenek ve görenek ile beslenen meslek, taleplerin çoban kepeneği ve yer yaygısı ile sınırlı kalması sonucunda yaşam mücadelesi veriyor. Atölyelere çırak olarak kimse gelmediği gibi ustaların çocukları da keçeci olmak istemiyor. Değişen zaman içerisinde en ufak bir değişim yaşamayan keçenin yeni ortamlara ayak uydurmaması, ona gösterilen talebi de azaltmış.
Günümüzde neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan bu uğraş unutulmaya yüz tutmuş olsa da keçeyi yaşamının bir parçası haline getiren ve elinden geldiğince yaşatmaya çalışanlar da yok değil. Bunlardan biri, 1934 Akhisar doğumlu Keçeci Orhan Patoğlu. Orhan Usta için keçe, yarım asırlık bir uğraşın ötesinde bir yaşam biçimi.
Orhan Usta baba mesleği olan keçeciliğe çok küçük bir çocukken başlamış. İlkokulu bitirince babası önce elinden tuttuğu gibi oğlunu sanat okuluna yazdırmış. Burada üç yıl okuyan Orhan Usta, marangozluk diploması almış ve kalfa olarak Bandocu Mehmet'in yanında işe başlamış. Ancak ilk haftalığını aldıktan sonra babasının, 'keçecilikte daha çok para kazanırsın' uyarısına kulak vermiş ve böylece Orhan Usta'nın 53 yıllık keçe macerası başlamış.
1959 yılında ilk yün tarama makinesini alan Orhan Usta, işlerini geliştirir. 70'li yıllarda ise tepme makinesini alır. Bundan sonra keçecilik Orhan Usta için sadece bir meslek değil bir yaşam biçimine, tutkuya dönüşür. Bu tutkuya öylesine sarılmıştır ki, keçenin macerasını anlatırken tıpkı bir masal kahramanı gibi hevesli ve heyecanlı bin hal alıyor.
Orhan Usta, "Keçe yıkanmış, temizlenmiş yünden yapılır. Koyunun sırtında yıkanmış ve eylül ayında kırkılan yün bizim işimize yarar. Bizim bu yörede koyun iki kere kırkılır. Bir Hıdırellez'de, bir de Eylül sonuna kadar kırkılır. Temiz yünü biz kabartırız. Ya yayda atılır ya da makinede. Sonra yün, yapacağımız işe göre düz zemine dökülür. Eğer nakışlı keçe yapmak istiyorsak, top tabir edilen ince keçelerden kesilerek elde edilen çubuk ve parçalar kullanılarak kalıp dediğimiz hasır üzerine nakış döşenir. Desenin üzerine de atılmış yün birkaç tabaka halinde dökülerek çubuklarla düzeltilir. Dökme işleminden sonra çok az ılık su serpilir. Bir uçtan başlanarak düzgün bir biçimde dürülür. Kalıbın üzerine düz keçeden yapılmış olan kalıpleş sarılır. Kalıp ipi ile sıkıca bağlanan dürüm tepme işine hazırdır. Tepme ayak ile yaklaşık yarım saat, makine ile yirmi dakika kadar sürer. Sıra kaplamak işlemine gelmiştir. Çözülen kalıp üzerinde keçeleşmeye başlayan yünün kenarları düzeltilir. Bu işleme 'kapaklamak' ya da 'çatkı' yapmak denmektedir. Tekrar tepme işlemine geçmeden önce sabun ile su verilir. Biz bu suya 'çılık' deriz. Dürülen yün bir saat kadar daha tepilir. Böylece yün keçeleşmiş olur. Bundan sonra yün pişirmeye gelir. Pişirme işlemi ya makine ile yada insan gücü ile hamamda ve atölyede yapılır. Pişirmek demek birbirine kaynatmak demektir. Sonra tekrar tepilir."
SIRRI SUDA SAKLI
yice kıvama gelen keçenin son aşaması perdahlamaktır. Elde tokmakla keçe düzeltilir. Asılır ve kurutmaya gönderilir. Artık keçe kullanıma hazırdır. Akhisar'ın son keçecisi olan Orhan Usta, bu maceranın bitmesini istemiyor. Yetkililerden istediği tek şey var, yetiştirmek üzere yanına bir çırak verilmesi. Orhan Usta, "Akhisar'a gelenlere bu geleneği anlatıyorum, ancak benden sonra kim anlatacak, insanlar bu değerleri kitaplardan mı öğrensinler?" diye sormayı ihmal etmiyor. Umarım Orhan Usta'nın bu isteğine birileri kulak verir.