PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
RAMAZAN ayı, insanın sahip olduklarıyla yeniden yüzleştiği bir zaman dilimidir. Sofraya konulan bir hurma, bir tas çorba, bir bardak su... Hepsi bir nimetin hatırlatıcısına dönüşür. Oruç, açlıkla insanı terbiye ederken; cömertlik de mal ve imkânla insanı olgunlaştırır. Çünkü varlıklı insanın varlığını korumak istemesi ne kadar tabiî ise, o varlığın toplumla paylaşılmaması da o kadar tehlikelidir. Dün zengin olanın bugün fakirleşebildiği, bir depremle, bir yangınla, bir krizle bütün imkânların bir anda elden çıkabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Hayatın bu kırılganlığı, bize malın kalıcı olmadığını; asıl kalıcı olanın yapılan iyilikler olduğunu öğretir. Ramazan işte bu hakikati en güçlü şekilde hatırlatan aydır. İnsan çoğu zaman sahip olduklarını kendi emeğinin mutlak sonucu gibi görür. Oysa Kur'an, "Siz hayra ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir" (Sebe 34/39) buyurarak malın asıl sahibinin insan olmadığını hatırlatır. Yine "Verdiğiniz her hayır kendiniz içindir" (Bakara 2/272) ayeti, cömertliğin başkasına yapılan bir lütuf değil; insanın kendi geleceğine yaptığı bir yatırım olduğunu bildirir. Ramazan ayında verilen zekât, fitre ve sadakalar bu bilinci güçlendirir. Malın içinde başkasının hakkı olduğunu kabul etmek, nefsi terbiye etmenin en somut adımlarındandır. Cömertlik, yalnızca vermek değil; malın emanet olduğunu idrak etmektir. Çünkü emanet bilinci olan insan, ne israfa sapar ne de cimriliğe düşer.

CÖMERTLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Cömertlik, gelişi güzel dağıtmak değildir. İsraf ile cömertlik aynı şey değildir. Cömertlik, yerinde ve zamanında vermektir; ihtiyaç sahibini gözetmektir. Cimrilik ise malı kilitlemek, elini sıkı tutmak ve başkasının ihtiyacına gözünü kapamaktır. Peygamber Efendimiz'in "İnfak et, sayma; sana da sayılarak verilir" (Buhârî, Zekât, 21) uyarısı, cömertliğin ruhunu özetler. Kesenin ağzını sıkıca bağlamak, aslında rızkın bereketini azaltmaktır. Ramazan, bereket ayıdır; bereket ise paylaşmakla artar. İslâmî Türk edebiyatının en eski eserlerinden biri olan Kutadgu Bilig, cömertliği övgüye layık bir fazilet olarak anlatır. "Cömert ol, bağışla, yedir ve içir; malın eksilirse tekrar kazan" öğüdü, asırlardır süregelen bir ahlâk anlayışının ifadesidir. Yine Atabetü'l- Hakâyık, cömertliğin insanı sevilir kıldığını ve ayıpları örttüğünü söyler. Bu eserler, Ramazan'ın ruhuyla örtüşen bir medeniyet hafızasını yansıtır.

RAMAZAN'DA CÖMERTLİĞİN ÇEŞİTLERİ
Cömertlik yalnızca mal ile olmaz. İlimle de cömertlik yapılır, makamla da, tebessümle de. Peygamberimiz, iki kişiye imrenileceğini bildirir: Malını Allah yolunda harcayan ve ilmiyle amel edip onu başkalarına öğreten kimse (Buhârî, İlim, 15). Bu hadis, cömertliğin maddî ve manevî boyutunu ortaya koyar. Bilgisini saklamayan, tecrübesini paylaşan, makamını adalet için kullanan insan da cömerttir. Ramazan ayında mukabele halkalarında Kur'an öğreten bir hocanın cömertliği ile iftar sofrası kuran bir hayır sahibinin cömertliği aynı kaynaktan beslenir. Biri ilmini paylaşır, diğeri malını. Her ikisi de nefsinin "benim olsun" diyen sesini aşmıştır. Asık suratlı olmak, kaba söz söylemek, insanları küçümsemek ise bir tür manevî cimriliktir. Oysa güler yüz sadakadır (Tirmizî, Birr, 36). Bir selâm vermek, bir gönül almak, bir kalbi teskin etmek de cömertliktir. Ramazan'ın iftar saatlerinde paylaşılan bir tebessüm bile, sevgi bağlarını güçlendiren bir ikramdır. Cömertlik bireysel bir fazilet olmanın ötesinde toplumsal bir sigortadır. Zengin ile fakir arasındaki uçurumun derinleştiği toplumlarda huzur azalır. Oysa paylaşmanın yaygın olduğu yerlerde güven artar. İnsanlar birbirine daha çok yaklaşır. Ramazan ayında kurulan iftar sofraları, yalnızca yemek yenilen masalar değildir; sınıfların, statülerin, zenginliğin ve yoksulluğun aynı çorba kâsesinde buluştuğu mekânlardır. O sofralarda yan yana oturan insanlar, aslında aynı kaderi paylaştıklarını fark ederler. Cömertlik, kalpleri yumuşatır. Haset ve kıskançlık duygularını azaltır. Veren de huzur bulur, alan da. Çünkü insan, vermekle eksilmez; aksine manen çoğalır.

RAMAZAN'I AŞAN CÖMERTLİK
Asıl mesele, Ramazan'da başlayan bu cömertlik iklimini yılın geri kalanına taşıyabilmektir. Eğer paylaşma alışkanlığı sadece bir aya mahsus kalırsa, Ramazan'ın inşa etmek istediği ahlâk tamamlanmamış olur. Malı olan malıyla, ilmi olan ilmiyle, gücü olan gücüyle cömert olmalıdır. Cömertlik, bir karakter özelliğine dönüştüğünde toplumda kalıcı bir dönüşüm başlar. Sonuç olarak Ramazan, insana sahip olduklarının geçici olduğunu; fakat yaptığı iyiliklerin kalıcı olduğunu öğretir. Mal biriktirmek değil, gönül biriktirmek esastır. Cömertlik, insanı yüceltir; cimrilik ise daraltır. Belki de Ramazan'ın bize söylediği en derin söz şudur: Varlık, paylaşıldıkça bereketlenir. Ve gerçek zenginlik, başkasının hayatına dokunabildiğimiz ölçüdedir.