Prof. Dr. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
"Ölünün arkasından kötü konuşmak ancak dirileri rahatsız eder." sözü, Hz. Ali'ye atfedilen hikmetli bir uyarıdır. Bu söz hem bir edep çağrısı, hem de toplumun vicdanını diri tutan bir ahlak ölçüsüdür. Zira ölüm, insanın dünyayla bağının kesildiği, -hayırlı evlat yetiştirmek, toplum yararına hastane, okul, cami gibi bir eser bırakmak ve faydalı ilimle meşgul olmak gibi istisnalar dışında- defterinin kapandığı bir eşiği ifade eder. Bu eşiğin ardından yapılan her söz, sadece ölene değil, yaşayanların kalbine de acı verir. İslam ahlakına göre dili ve gönlü terbiye etmek olgun bir imanın işaretidir. Özellikle ölen kimseler hakkında ileri geri konuşmak söz konusu olduğunda, bu hassasiyet daha da artar. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun fetvalarında da bu konu açıkça ele alınmış; hangi durumlarda susmanın, hangi durumlarda konuşmanın gerekli olduğu dengeli bir şekilde ortaya konmuştur.

CAİZ OLMAYAN DURUMLAR
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, ölünün arkasından kötü konuşmak, onu küçük düşürücü ifadeler kullanmak, hatalarını alay konusu yapmak İslam'da caiz değildir. Bu tür davranışlar, "gıybet" kapsamına girer. Gıybetin yalnızca hayatta olanlar için değil, vefat etmiş kimseler için de geçerli olduğu belirtilir. Çünkü insan onuru ölümle ortadan kalkmaz. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun değerlendirmelerine göre; bir kimsenin günahlarını, kusurlarını, özel hayatına dair mahremiyetini ifşa etmek, hele ki bunu eğlence unsuru veya aşağılama amacıyla yapmak açık bir şekilde haramdır. Bu durum, sadece ölen kişiye karşı değil, onun ailesine ve yakınlarına karşı da büyük bir saygısızlıktır. Bir annenin, bir evladın ya da bir eşin, kaybettikleri kişi hakkında kötü sözler duyması, tarifsiz bir acıyı daha da derinleştirir. Ayrıca, ölen kişinin hatalarını dile getirmenin toplumda fitneye yol açması, kin ve nefret duygularını körükleme de önemli bir sakıncadır. Bu nedenle İslam, "ya hayır söyle ya sus" ilkesini burada da geçerli kılar. Özellikle sosyal medyada, vefat eden kimseler hakkında ölçüsüz ve acımasız yorumlar yapılması, modern çağın en büyük ahlaki sınavlarından biri haline gelmiştir.
CAİZ OLAN DURUMLAR
Bununla birlikte İslam'a göre ölünün ardından konuşmanın caiz olduğu bazı istisnaî durumlar da vardır. Burada temel ölçü; niyet, amaç ve ortaya çıkacak fayda olmalıdır. Din İşleri Yüksek Kurulu'na göre; eğer bir kimsenin hayatındaki hatalar, başkalarına ibret olması amacıyla ve ölçülü bir şekilde anlatılıyorsa bu caiz olabilir. Mesela bir kişinin yanlış tercihleri sonucu yaşadığı kötü akıbet, gençlere ders vermek amacıyla dile getirilebilir. Ancak burada isim vermeden, kişiyi teşhir etmeden ve onu küçük düşürmeden konuşmak esastır. Bir diğer önemli husus, kamu yararıdır. Eğer vefat eden kişi, toplumda iz bırakmış bir tarihî şahsiyet ise ve onun bazı yanlışları, tarihsel bir hakikatin ortaya konması için gerekli ise, bu durum da belirli sınırlar içinde değerlendirilebilir. Örneğin bir yöneticinin hatalı kararları, tarih bilimi ve yazımı açısından ele alınabilir. Ancak burada da hakaret değil, objektiflik, etik değerler ve adalet (kantarın topuzu) esastır. Ayrıca, bir kişinin başkalarına zarar veren yönlerinin bilinmesi, insanların aynı hatalara düşmesini engelleyecekse bu da bir ölçü dahilinde dile getirilebilir. Fakat bu tür durumlarda bile, "linç kültürü"ne kapılmadan, merhamet ve adalet dengesi korunmalıdır.

SESSİZLİĞİN HİKMETİ
Ölüm, insanın arkasında bıraktığı en büyük mirasın aslında "söz" değil, "eylem: amel" olduğunu hatırlatır. Bu yüzden yaşayanların görevi, ölenin ardından ya dua etmek ya da hayırla yâd etmektir. Nitekim İslam geleneğinde, vefat edenler için "Allah rahmet eylesin" demek, onların eksiklerini örtmenin bir ifadesidir. Bugün özellikle dijital çağda, bir kişinin ölümünden hemen sonra hakkında sayısız yorum yapılması, çoğu zaman bu hassasiyetin yerle bir edildiğini gösteriyor. Oysa iyi ya sa kötü her söz, sahibine geri döner. Başkalarının kusurlarını teşhir eden bir dil, zamanla kendi kusurlarını da görünür kılar. Sonuç olarak; ölünün arkasından konuşmak meselesi, sadece hukuksal bir hüküm değil, aynı zamanda bir ahlak ve vicdan meselesidir. Hz. Ali'nin uyarısı, bugün de geçerliliğini koruyor: Ölüyü inciten sözler, aslında dirilerin kalbini yaralar. Bu yüzden en güvenli yol bellidir: Ya hayır söyle ya da sus. Çünkü gıybet noktasında sağ insanlar için haram veya caiz olan ne ise, ölenler için de odur. Velhasıl yerinde sükût da yerinde konuşmak da en yüce ahlak göstergesidir.
AYETLER:
"Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının... Birbirinizin gıybetini yapmayın." (Hucurât, 49/12)
"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm, 53/39)
HADİSLER:
"Ölülerinizi hayırla anınız." (Tirmizî, Cenâiz)
"Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun." (Buhârî, Edeb)