• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Gözler Erdoğan’ın Arabistan-Mısır seferinde

BÜLENT ERANDAÇ

Gözler Erdoğan’ın Arabistan-Mısır seferinde

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 03 Şubat 2026

Amerika yönetimi, İran ile olası bir nükleer anlaşma için yeniden masaya oturmaya açık olduğunu iletirken, Başkan Erdoğan'ın Trump'a ÜÇLÜ ZİRVE (Erdoğan- Trump- Pezeşkiyan)teklifinin ön plana çıktığı belirtiliyor. Başkan Erdoğan-Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bölge ülkeleri liderleri, ABD/İran yetkililerini İstanbul'da bir görüşmede buluşturmak için devreye girdi. Beyaz Saray'dan bilgiler aldığı gözlenen Amerikan Axios haber ajansı ABD-İran müzakerelerinin İstanbul'da(6 Şubat'ta) yapılacağını açıkladı. Başkan Erdoğan'ın Salı (bugün) Suudi Arabistan'a ve 4 Şubat'ta (Çarşamba) Mısır'ı ziyaret edeceği, Muhammed Bin Selman ve Cumhurbaşkanı Sis ile yapacağı görüşmelerin çok çok önemli gelişmelere yol açacağı değerlendiriliyor. Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el-Sani'nin Tahran'da İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile yaptığı görüşmenin ardından Laricani'nin "müzakere çerçevesi şekilleniyor" mesajı vermesi, sürecin bölgesel koordinasyonla ilerlediğine işaret etti. Başkan Erdoğan'ın Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri sırasında KATAR DEVLET BAŞKANI EL SANİ ile telefonla konuşacağı ifade ediliyor.

ERDOĞAN'IN ETKİLİ ROLÜ
Pazartesi, Başkan Erdoğan tarafından kabul edilen İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran'a döndükten sonra CNN'e yaptığı açıklamada, "dost ülkelerin" ABD ile İran arasında güven tesis etmeye çalıştığını ve bu çabaların "verimli" olduğunu söyledi. Fidan'ın ifade ettiği gibi Arakçi de ABD'nin adil bir anlaşmaya yönelmesi halinde yeni bir görüşmenin mümkün olabileceğini dile getirmişti.

"İRAN'DAN İBARET DEĞİL"
Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Orhan Karaoğlu, ABD'nin dış politika stratejilerinin hangi jeopolitik önceliklere dayandığını ve İran geriliminin altında yatan dinamikleri Anadolu Ajansı için kaleme aldı. Doç. Dr. Orhan Karaoğlu hocamın bu derinlikli analizi, YENİ DÜNYA DÜZENİ İNŞASINI çok iyi veriyor: "Venezuela'dan İran'a, Asya-Pasifik'ten Orta Doğu'ya uzanan güncel gelişmeler, uluslararası siyasetin jeopolitik temeller üzerinden yeniden okunmasını zorunlu kılmaktadır. ABD-Çin rekabetinin belirleyici hale geldiği mevcut uluslararası konjonktürde, yaşanan gelişmeleri anlamak jeopolitik dinamikleri merkeze alan bir okuma gerektirmektedir. Aralık 2025'te Beyaz Saray tarafından yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) ile Ocak 2026'da ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) benzerlikler ve farklılıklar barındırmaktadır. Trump yönetiminin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Çin ve özellikle Rusya ile Washington arasındaki ilişkilerin geleceğine dair mesajlar içermektedir. Dünyanın geri kalanı açısından da bu belgelerde önemli noktalar yer almaktadır. Yoğunlaşan büyük güç rekabeti çağında, Washington, kritik kaynaklara erişimi güvence altına almak için doğrudan harekete geçme konusunda artan bir isteklilik gösteriyor ve yasal, diplomatik ve tehdit edici araçlar arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Bugün Venezuela'ya ve yarın İran'a müdahale bu çerçevede değerlendirilebilir. İran geriliminin altında yatan dinamikler neler?

Yıllar boyunca İran, toplumsal veya siyasi açıdan çok az değişiklikle sonuçlanan protesto dalgalarına sahne oldu. Ancak şimdi, meydan okuyan İranlılar giderek yorgun ve sabırsız hale geldikçe öfke artmaktadır ve ekonomik sıkıntılar, yaptırımlar İran'ı daha da zorlamaktadır. Durulan protestolar sonrası İsrail-ABD ile İran arasında son dönemde gözlemlenen "çatışmasızlık/gevşeme" halinin geçici, taktiksel ve kırılgan olduğu unutulmamalı. Bu dönemin kalıcı bir detente (yatışma/ diyalog) anlamına gelmeyeceğini ve kısa vadede bozulma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünebiliriz. Türkiye'nin yürüttüğü yoğun ama sessiz diplomatik arabuluculuk çabalarına rağmen küresel jeopolitik dengelerin giderek sertleşmesi, ABD'nin İran'a yönelik olası müdahaleyi tetikleyebilecek bir süreci hızlandırmaktadır. Bununla birlikte Trump yönetiminin İran'ı masaya oturmaya zorlamak amacıyla uyguladığı sert güç projeksiyonu, küresel jeopolitik dinamiklerle birleşerek bölgeyi askeri müdahale ile diplomatik pazarlık arasındaki ince çizgide tutmaktadır. Askeri bir hamle sinyali genellikle "en iyi anlaşmayı" koparmak için kullanılan bir kaldıraç (leverage) vazifesi gördüğü de unutulmamalıdır. Trump yönetimi son zamanlarda, Rusya, Çin ve İran arasında kalan, stratejik olarak önemli olan geniş Orta Asya bölgesindeki diplomasisini arttırdı. ABD yönetimi Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış bildirisine aracılık ederek anlaşma imzaladı. Bu anlaşmanın bir parçası da ABD'li şirketlerin faaliyet göstereceği büyük bir geçiş rotasının kurulmasını içermekteydi. Daha yakın zamanda Trump, beş Orta Asya ülkesinin başkanlarını Beyaz Saray'da ağırladı ve Kazakistan'ı Abraham Anlaşmalarına dahil etme girişiminde bulundu. Bu adımlar, Amerika'nın daha geniş anlamda Orta Asya'da nüfuzunu artırmak istediğine dair önemli işaretler.

JEOPOLİTİK HAMLE
ABD bölgede Rusya ve Çin'in hakimiyetine karşı jeopolitik olarak hamle yapmaktadır. İran'ın zayıflaması da Washington için fırsat yaratıyor. İran'ın azalan gücünün de Amerika'nın dönüşünü kolaylaştıracağı düşünülüyor. İran ile İsrail arasında 12 gün süren çatışmadan sonra, İran ile sıkı bağları olan Ermenistan'ın artık güvenlik için Tahran'a bel bağlayamayacağı da hatırlanmalı. Savaşın ardından Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, İran'a bağımlı kalmaktansa ABD ile iş birliği yapmanın, Azerbaycan ve Türkiye ile barışmaya çalışmanın daha tercih edilebilir olduğuna karar verdiği açık kaynaklardan görülmektedir. SÖZÜN KISASI, gelinen aşamada jeopolitik artık dış politikanın bir alt başlığı değil, ABD-Çin rekabeti ekseninde şekillenen yeni uluslararası düzenin kurucu mantığıdır. Venezuela'dan Grönland'a, oradan İran'a uzanan hamleler, jeopolitiğin artık öngörü değil küresel sistemi belirleyen ve üreten bir güç alanı olduğunu ve büyük rekabet çağının fiilen başladığını göstermektedir. Bu tablo, jeopolitiğin geçici krizleri açıklayan bir analiz çerçevesi değil, ABD-Çin rekabeti çağında küresel düzeni yapılandıran temel paradigma haline geldiğini ortaya koymaktadır.

SONUÇ
ABD Başkanı Trump, 9 Ekim'de Gazze ateşkes anlaşmasını Kahire'de Başkan Erdoğan/El Sani/Sisi ile garantör ülke olarak imzalamıştı. Trump bu anlaşmadan sonra, İSRAİL/GAZZE krizini de çözdüm demişti. ABD/ İRAN arasındakı krizin de, yine Türkiye/ Katar/Mısır ıle çözülme süreci bir tesadüf olamaz. EVET. AMERİKAN AXİOS: ABD /İRAN KRİZİNİN ÇÖZÜMÜNDE ANKARA ÖN SAFA GEÇTİ.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.