BAZI sporlar vardır; reklam arası sevmez, manşet peşinde koşmaz. Seyircisini seçer, oyuncusunu sınar. Hentbol işte tam olarak böyle bir spor. Serttir ama adildir, hızlıdır ama zeka ister. Ve belki de bu yüzden, dünyanın birçok yerinde tutkuyla izlenirken Türkiye'de uzun yıllar gölgede kalmıştır. Oysa hentbol, sporun en saf halidir. Ne futbol kadar gürültülüdür ne basketbol kadar "cool" görünür. 60 dakika boyunca nefes aldırmayan tempo, temasın kaçınılmazlığı, affı olmayan hatalar... Burada rol kesemezsin. Ya hazırsındır ya da oyunun dışındasındır. Hentbol biraz karakter meselesidir. Biraz da cesaret.
HİKAYE GÜZEL AMA SES KISIK
Türkiye'de bu spor çoğu zaman sessiz salonlarda oynandı. Medya ilgisi sınırlı kaldı, sponsorluklar cılız, tribünler mütevazıydı. Ama sahadaki mücadele hiçbir zaman küçük olmadı. Hentbolcular, çoğu branşta olmayan bir inatla devam etti. Çünkü bu sporda kalmak, vazgeçmemeyi seçmek demekti. Aslında Türkiye'nin hentbol geçmişi sandığımızdan daha köklü. Avrupa kupalarında mücadele eden kulüpler, alt yaş kategorilerinde dikkat çeken milli takımlar, sayısız emekçi antrenör..Hepsi var, ama anlatanı az. Pazarlayan yok. Hikaye güzel ama sesi kısık. Sorun sadece ilgi eksikliği de değil. Salon sayısı az, sponsorluklar neredeyse "ayıp olmasın" seviyesinde. Buna rağmen hentbolcular vazgeçmiyor. Çünkü bu sporda bir tür romantizm var. Biraz inat, biraz gurur, biraz da "bir gün olacak" duygusu. Belki de Türkiye'de hentbolu değerli kılan şey tam olarak bu: Kolay yolun hiç olmaması.Sert savunmada ayakta kalmak da, sistemin görmezden geldiği bir branşta devam edebilmek de aynı ruhu ister.Ve bu hikayenin Türkiye sayfasında Beşiktaş'ın ayrı bir yeri var. Beşiktaş yıllar boyunca Türkiye hentbolunu domine etti. Kazanan bir takım olmanın yanı sıra; oyunun standardını belirledi. Disipliniyle, sertliğiyle, kazanma alışkanlığıyla rakiplerine çıtayı gösterdi. "Beşiktaş'ı yenmeden şampiyon olamazsın" cümlesi, bir dönem ligin değişmez gerçeğiydi. Siyah-beyaz forma sahadaysa, hentbol ciddiydi. Bu dominasyon kupalardan ibaret değildi. Beşiktaş, hentbolun büyük kulüp kimliğiyle de yapılabileceğini kanıtladı. Tribün kültürü oluştu, rekabet sertleşti, tempo yükseldi. Türkiye'de hentbol bir süreliğine de olsa aynaya baktı ve "ben de buradayım" dedi. Bu sporun küresel yüzü ve modern çağdaki cevabı ise Mikkel Hansen idi. Danimarkalı Hansen, uzaktan attığı gollerle fiziği, oyunu okuma biçimiyle zekayı, sakinliğiyle liderliği temsil eden bir figürdü. Sahaya çıktığında oyunun dilini değiştiren bir sporcuydu ve nasıl ikon olunur, hentbol bunu Mikkel Hansen'le dünyaya gösterdi. Hansen dışında Magnus Wislander, Nicola Karabatic ve Ivano Balic gibi ustaları da unutmamak gerek. Türkiye'de takım sporlarında A Milli formayı en çok terleten sporcu rekoru, hentbolcu Cengiz Hatırnaz'dadır. Ay yıldızlı formayla tam 483 maça çıkmıştır. Hatırnaz dışında Yeliz Özel, ülkemizin en büyük hentbol efsanesi olarak gösterilir. Sevilay İmamoğlu Öcal da bu efsanelerden bir diğeriydi.
