Bir kabilede çocuklar doğduğu andan itibaren annenin beline bağlanıyor ve anneyle aynı hayatı yaşıyor. Nihan Kaya'nın harika deyimiyle bu çocuklar annenin hayatının merkezi olmuyor çünkü anne gündelik hayatına devam ediyor. Ancak bu çocuklar annenin hayatının merkezinde oluyor. Tekrar edeyim, merkezi değil ama merkezinde... Böyle büyüyen çocuklarda stres ve depresyon görülmüyor.
Çünkü çocuk temas kurulduğunu, görüldüğünü ve duyulduğunu her an duyumsuyor. Bu bilgiyi harka bir kitaptan edindim ama internet de yeterdi.
Yapay zeka çağında bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Bu dönemde eğitimde öncelik bilgiyi vermek olamaz.
Bilgiye ulaşma yollarını anlatmak, ulaşılan bilginin kullanıma geçmeden önce hangi süreçlerle hammaddeden son ürüne dönüşeceğini göstermektir. Yani bilgiden etkilenmek ve onu kullanmak için akıl yürütmeyi öğretmektir. İçinde bulunduğu topluma ayak uydurmak ve dahi onun ötesine geçmek, sağduyu, empati gibi kavramları belletmektir.
Sınıf denen ekosistemin ve onun en başındaki öğretmenin görevi alim yetiştirmek olamaz. İçinde alim bulunan zaten onu uygun koşullarda ortaya çıkaracaktır.
Öğretmen burada sadece bir kolaylaştırıcı olarak var olabilir. Zaten insan doğulmaz, olunur. Öğretmen, çocuğa insan olmayı, birey olmayı, toplumun bütüne katkı sunan değerli bir parçası olmayı öğretmekle yükümlüdür artık. En büyük önceliği budur.
Benim yetiştiğim yıllarda öğretmen çok saygın bir kişiydi. Eğitim ailede başlasa da özellikle ergenlikte öğretmenle, okumayan çocuk için ustayla, askerde komutanla devam ederdi. Hepsi eğitim ekosisteminin çok değerli unsurlarıydı ama hiçbiri öğretmen kadar uzun vadeli bir etkide bulunamazdı.
ÇOCUK DEDİĞİN...
Başta öğretmen olmak üzere tüm bu kişiler çocuğa şeylerin bilgisinden daha çok edep ve usul öğretirdi. İnternetin hayatımıza girişi ile bilginin ve bilgiyi iletenin değeri çok azaldı ama edep ve usul hala önemli. Oysa günümüz öğretmenleri öyle mi? Değil. Mecburen değil. Kapitalizm, eğitimi en karlı sektörlerden birine çevirdi. Öğretmen ise başrolden figürana çevrildi. Zaten maddi olarak insanca yaşama şansı bulunmuyor. Sınıf içinde de değeri hiç edildi. Asıl memnun edilmesi gereken müşteri veli olunca sınıfta kalmak bitti, disiplin bitti, okuldan atılmak şöyle dursun velinin kıymetlisine yan gözle bakmak yasak oldu. Narsist velilerin oyuncağı haline getiriilen öğretmen , sınıfının ışık kaynağı iken mum alevi gibi tek üfürükte söndürüldü. Artık kimsenin çocuğuna bir şey denmiyor. Oysa çocuk dediğin ki şeye ihtiyaç duyar: Önce disipline, sonra iletişime ve duyulduğunu hissetmeye... Şimdi ikisi de yok. Disiplin de yok, duyulma da. Odanın içinde kocaman bir fil var ve fil çevresinii yıkana kadar görmeden geliyoruz. Görmeyi seçen kulaklar ifade eden diller de kötürüm ediliyor, kovuluyor. Bütün bunların sonu Kahramanmaraş'taki okul katliamı oldu.
Kırmızı pazartesi romanında olduğu gibi facia geliyorum dedi ama herkes görmemeyi seçti. Olayın daha konuşulacak çok yanı var. Biz de devam edeceğiz.
