Yazımızın konu başlığının anlamı nedir sorusuyla konuya girmek istiyorum. "Deli deli tepeli" ifadesi genellikle saçma, tutarsız, mantıksız konuşan veya davranan kişiler için kullanılan bir deyimdir. Bu ifade, kişinin akıl sağlığının yerinde olmadığı veya çılgınca hareketler sergilediği zamanlarda, durumun vahametini veya şaşkınlığını vurgulamak amacıyla kullanılır. Peki tıp dilinde delilik belirtileri nasıl tasvir edilir diye bir başka soruyla konuya yaklaşmak istiyorum. Delilik başlangıcı (deliryum veya psikotik atak), ani gelişen bilinç bulanıklığı, gerçeklik algısının bozulması, halüsinasyonlar, aşırı huzursuzluk ve kafa karışıklığı ile kendini gösterir. Tutarsız konuşma, çevreye uyum sağlayamama, yoğun korku ve uyku düzeninin bozulması da yaygın belirtiler arasındadır.
TOPLUMSAL DELİLİK
Peki toplumsal deliliğin anlamı nedir? Toplumsal delilik, bir toplumun yerleşik normlarına, ortak değerlerine ve mantık çerçevesine uymayan, bireysel değil kolektif düzeyde gerçekleşen sapkın davranışlar, kitle histerileri veya akıl dışı kabullerdir. Bu durum genellikle toplumsal kontrol mekanizmalarının işlemediği, değerlerin yitirildiği veya büyük kriz anlarında ortaya çıkan bir "bireysel olmayan" akıl tutulması olarak tanımlanır. Günümüzde daha da derinleşirsek tüm dünya cinnete doğru koşuyor. Her alanda bizi şaşırtan konularla karşı karşıya geliyor "İnanmıyorum, yok artık, bu kadarı da olmaz" dedirten ve tabiri caizse dudak uçuklatan, hiç şaşırmadan bu da olurmuş dediğimiz konuların içinde yuvarlanıp duruyoruz. Çocukluğumuzda mahalle arasında oynadığımız oyunlar vardı. Hiçbirimiz kaybetmek istemez, birbirimizi kovalardık. "Ne ebemiz ne sobemiz" biterdi. Mızıkçılığın bini bir paraydı. Hatta birbirimizi "deli deli tepeli" diye kızdırırdık. Hani her mahallenin bir delisi vardır. Onları iyilik meleği gibi görür, kendi halindeki bu sevimli kişiler mahallenin baş tacı olurdu.
BU KADARINA DA PES DOĞRUSU
İşte ilginç bir hikaye. Karşımdaki kızın rahat tavırlarının altındaki panikleme ve yaşadığı tutarsızlık tüm matematik kurallarını ihlal etmiş durumdaydı. İnanılmaz hikayesinin altında onu haklı çıkaracak nedenleri bulmaya çalışırken toplumsal bir yara ortaya çıkıyordu. Sevgi arayışı mı? Yoksa genç yaşta yapılan evliliklerin, daha sonraki dönemlerde karaya oturması diyebileceğimiz fiyasko sonuçları mı? Anlattığı hikayeyi Müge Anlı ve Esra Erol'a havale etmek gerekirdi de; nasip benim önüme düşüverdi. Kızımızın 12 yılık evliliğinin tehlike çanlarının çaldığı bir dönemde, sosyal medyada karşısına çıkan kara yağız bir delikanlıya gönlünü kaptırıvermiş. Şeytana uymuş ve evli olduğunu saklamış. Boşanmış bir taze dul havasında kendini bu aşkın kollarını bırakmış. Üstelik 8 yaşında oğlunu bu sevgiliden saklamış.
HANGİ AŞK ADİL Kİ?
Aşk insan hayatındaki en bilinmez ve önemli duygulardan bir tanesidir. Bir sanattır, var oluş ile yok oluş arasındaki ince bir çizgidir. Bu nedenlerden dolayı olgunluk ve bir duruş gerektirir. Kim bu duyguyu yaşıyorsa yalnızlığı da içinde barındırıyordur. Aynı zamanda zayıflık zirvesindedir. O çok sevdiğinin bir tek kelimesi bile içinde fırtınalar yaratır. Gücünü kaybeder. İşte bizim kızımız bu duyguları yüzünden çıkmaz yollarda kendini bulunca iki ara bir derede dediğimiz türden duygu çıkmazı içine girmiş. Birde bu sevgili "Haydi evlenelim" demeye başlayınca kızımız hepten bunalımlar içinde kaybolmaya başlamış. Yıllar geçtikçe ilişkiler yön değiştirebiliyor. Şimdiki aşkın gerçek olduğu da şüphe götürür. Sadece emeksiz bir duygunun anlamsız olabileceğini düşünerek kendimce bir şeyler anlatmaya çalışırken, kafam iyice karıştı.
KİM MUTLU BU DÜNYADA?
Duygular nerde tükeniyordu? Hata kimdeydi. Kim mutlu bu dünyada? İnsanoğlunun doyumsuz yapısı her şeyi bozmaya yetiyor. Elindekilerle yetinmesini bilemeyen bir canlı türüyüz. Yaşam zaten tuhaf bir girdap. Denklemini çözmek mümkün değil. Doğduğumuz anda ölüme koşuyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi kalmıyor. Üstelik sahip olduğumuz ne varsa, daha iyisi daha özeli daha mükemmelini beklerken en güzel anların değerini bilmeden yaşamı tabiri caizse bol keseden tüketiyoruz. Hem de dibine kadar bitiriyoruz. Çocukluğumuzda biliyoruz ki; hepimizin kulaklarında aşina olduğu bir söz vardır. "Aile önemlidir, bir bütündür. Ne olursa olsun ailemizi korumalı ve birbirimize güç vermeliyiz. Duygular geçicidir. Sağlık her şeyden önemli. Günlük yaşantımızdaki konular, hayatın içinde gereksiz koşturmalarımız, kazandığımız zaferler, kaybettiğimiz sınavlar, hepsi bu dünyada kalıyor. Halimize şükretmeyi bilelim.
GÜNÜN SÖZÜ
Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. (anonim)
