Yine bomba patladı ve güme gitti sanat!
Kurtaramayacağını bilirler ama o keskin müziğin verdiği 'dayanma azmi'ne inanarak dinletiyi yarıda kesmezler. Bir tarafta korkuyla yükselen bağırtılar, diğer tarafta ölüme meydan okuyan melodiler; yaşamla ölümü, çaresizlikle umudu aynı kareye oturtan muhteşem bir tabloyu oluşturuyordu filmde.
***
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Avrupa kentlerinin yoğun bombardımana uğradığı sırada sığınaklara alınan yurttaşlara radyodan müzik yayını dinletildiğini, özellikle klasik eserler ve radyo tiyatrolarıyla yüreklerini ölüm korkusu saran insanların algısını biraz olsun kaydırmaya ve ruhlarını rahatlatmaya çalıştıklarını biliyoruz.
Örneğin savaşı kaybeden Almanya'nın yerle bir olan şehirlerinde ilk restorasyonu yapılan, ilk olarak hizmete açılan binalar opera salonları olmuştur. Ulaşımı sağlayacak demiryolları kadar, toplumun canlanmasında, birlik ve beraberliğini güçlendirmesinde, moral değerlerini kazanmasında 'sanat mekanları'nın yeniden ayağa kaldırılması gerektiği düşünülmüştür.
***
Yani binlerce masuma ölümlerin en vahşisini tattıran savaşların, silahların, bombaların, tankların, tüfeklerin, füzelerin, uçaksavarların gölgesinde bile karanlığı aydınlatan bir mum ışığı gibi insanları başına toplamıştır sanat. Müziğin, oyunun, şiirin, gönlü yaralı bir toplumu güzel günlerin hayaline taşıyacağı bilinci en trajik anlarda bile terk edilmemiştir. Türkiye tarihinin en büyük yıkımlarından birini yaşadığı Marmara Depremi sonrasında, askerliğimi yaptığım Kocaeli'nde Afet Kurtarma Merkezi'nde görevlendirilmiştim. Amacımız çadırkentlerin nasıl kurulduklarını ve ne tür faaliyetlerde bulunduklarını görsel bir belgesel haline getirmekti.
O dönemde çadırkentlere gönüllü ziyarette bulunan uzmanlar, anne babasını yitiren çocukların darmadağın olan belleğini farklı noktalara odaklamaları için, yaratıcı yönlerini ortaya çıkaracak çalışmalar hazırlamışlardı.
Bunların arasında resim yapmak, drama ve müzikle ilgilenmek başta geliyordu. Büyük bir ruhsal çöküntüye gömülen o minik yüreklerin zamanla gülümsemeye başladığını görmekten daha mutluluk verici bir şey olamazdı... Hayallerini besleyen renkler, notalar, çizgiler önlerinde yeni bir dünyanın yeşermesini sağlamış ve şoku daha çabuk atlatmışlardı. Bu sanatsal zevk ve uğraşların en büyük etkisi de onların kendi aralarındaki duygusal bağı güçlendirmesiydi. Benzer acılara karşı ortak bir kader birliğiyle kenetlenen küçücük eller, hayata nasıl da sımsıkı sarılmıştı!
***
Savaş, deprem, terör, afet... Toplumları travmaya sürükleyecek bir sürü örneği art arda sayabiliriz. Her seferinde umutlarımızı tazeleyecek bir gönül ortaklığının, acıya birlikte göğüs germenin köprülerini kurabilmektir, beraberce ve barış içinde yaşayabilmenin yolu. Kanın, gözyaşının içinden, kardelen gibi göğün mavisine, özgürlüklere doğru başını uzatacak bir çiçek açmak ancak sanatın büyüsüyle mümkün. Üzerimize kara bir örtü atarak ışığımızı söndürmeye çalışanların hainliğine, yıkıcılığına inat, 'kötü gün dostu' sanata daha çok sarılmalıyız.
İçimizdeki varoluş ve mücadele duygusunu harekete geçirecek, aynı hisleri paylaşmaktan güç alarak aydınlıklara yürümenin yolunu gösterecek 'sanat'ı sadece bir eğlence aracıymış gibi ertelemekten vazgeçmeliyiz.
Ama yapamıyoruz, yine bombayı patlattılar ve güme gitti sanat!
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.