• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Kan ve gözyaşı ne zaman biter?

BURCU ILGIN

Kan ve gözyaşı ne zaman biter?

burcu.ilgin@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 10 Ekim 2023
"İsrail" deyince akıllara hep güvenlik ve istihbarat geliyor. Aslında "güvenlik" güven sorunu olduğu için çok yüksek. Kan ve gözyaşının hiç dinmediği toprakları bu yaz başında gidip görme şansını yakaladım. "Şans" diyorum çünkü bundan sonra o topraklara turistik bir gezinin gerçekleştirilmesi en az önümüzdeki bir kaç yıl için imkansız. Daha sonrası için de ne olur bilemem.
İsrail güvenliği ile ilk olarak havaalanında yüz yüze geliyorsunuz. Standart güvenlik prosedürlerine ek olarak uçağa binmeden önce ayakkabılarınızın içine kadar aranıyorsunuz.
İsrail'e vardığınızda ise uçaktan iner inmez yüzünüzün fotoğrafını çeken makinelere girip yeniden binen ve inen kişinin siz olup olmadığını kontrol ederek bir güvenlik kartı çıkartıyorlar... Bu kontrollerden geçtikten sonra her şey normal gibi..
Gibi diyorum çünkü tam kendinizi bir turist gibi hissedecekken ağır silahlı bir iki polis ya da asker geçiveriyor yanınızdan, küçük bir irkilmenin ardından İsrail'de olduğunuzu hatırlayıp tekrar turiste bağlıyorsunuz...

Kudüs...
Kudüs bambaşka bir dünya. Orayı görmek, yaşamak lazım. Özellikle eski kent, oldukça zamansız. 3 farklı dinin ve dört farklı kültürün buluştuğu Kudüs sokakları hangi yılda olduğunuzu unutturacak kadar zamansız. Ne geçmiş ne de gelecek var gibi... Her şeyin başlangıcına bir yolculuk sanki. Kutsallık ortak, inançlar farklı...
Mesela Aksa bölgesi, yani Mescid-i Aksa ve Kubbet-ül Sahra'nın bulunduğu alanın bir duvarı Batı Duvarı (Ağlama Duvarı).
Duvarın bir tarafında Müslümanlar namaz kılıp dualar ederken, diğer tarafında ise Yahudiler kendi dini ritüellerini gerçekleştiriyor.
Bir üst sokakta ise Diriliş Kilisesi.
Yani Hz. İsa'nın çarmıha gerildikten sonra getirildiği kilise var. "Bu kadar ortak nokta varken insanlar niçin savaşır?" diye düşünmeden edemiyorsunuz...

Tel Aviv...
Tel Aviv ise tam bir Akdeniz şehri.
Deniz, kum, güneş, eğlence... O toprakların acımasız olduğunu unutturacak kadar Akdeniz havasında. Sahilinde yoga yapanlar, nehir kıyısında bisiklete binenler...
Bir anda unutuveriyorsunuz geçmişte yaşananları veya gelecekte yaşanacakları.
Savaş düşkünü, katı yürekli, masum çocukları öldüren insanların da orada yaşayabileceği gelmiyor aklınıza...

Gazze...
Gazze'yi görme fırsatım olmadı ama televizyondan izlediğim kadarıyla sıkıştırılmış bir yaşam var orada. Tek bir ağaç, çocukların oynayabileceği bir park görmek zor.
Hep diken üstünde, hep baskı altında. Tel Aviv'in Akdenizli yaşantısının tersine tam bir açık hava hapishanesi gibi... Kaybedecek bir şeyi olmayanların ülkesi...
Eğlenceyi seven Akdenizliler, sıkı güvenlikle korunduklarını sanırken kaybedecek bir şeyleri kalmayan halkın saldırısına uğradı...
Oysa Kudüs ne kadar güzel bir örnek.
Sadece o surların içinde kalmasa keşke hoşgörülü yaşam... Hep birlikte Akdenizli olsalar. Camiyle havranın komşu kapılarından birbirlerine selam vererek girseler.
Kudüs'e bakınca çok ütopik bir düşünce gibi gelmiyor bana. Buradaki kan ve gözyaşı güvenlik önlemleriyle değil ancak ve ancak ülkenin tamamı Kudüs gibi yaşadığında bitebilir. Yoksa hep kan, hep gözyaşı...
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.