Yüzyılların süzgecinden geçerek yaşanmış, deneyimlenmiş, doğruluğunu kanıtlamış ve günümüze kadar ulaşmış ne güzel atasözlerimiz vardır. Bunlardan biri de "ağaç yaşken eğilir" sözcüğüdür. Bunu sosyal toplumlarda bireylerin gelişiminde uygulamak, sonraki yıllarda oluşabilecek birçok olumsuzluğu ortadan kaldıracaktır belki. Bu konuda lokomotif olan etken şüphesiz ailelerimiz olmakla birlikte, yetiştiğimiz çevre ve arkadaş grupları da bir o kadar önemli bir yere sahiptir. Karakterlerimizin oluşumunda genetik yapımız ne kadar önemli olsa da, "küçük yaşlarda" aldığımız eğitimlerin bizi şekillendirmesi ile yaşam sürecimizdeki davranışlarımız, tepkilerimiz, toplumsal uyum sınırlarımız ortaya çıkar. Kısaca, karakter yapımız erken yaşta aldığımız eğitimlerle belirlenirken, daha sonraki yıllarda verilen eğitimler ilk yıllar kadar etkili olmayabilir.
'İÇ İÇE OLACAKLAR'
Artık, teknoloji ile dolu bir dünyada yaşıyoruz. Hızı, kapasitesi, ulaşımı günden güne artan bir internet dünyası ile iç içeyiz. Birçoğumuz, güneşten ve doğal ortamdan uzakta günlük veya haftalık gezi rutinimiz olan Alışveriş merkezlerinde geçiriyoruz boş vakitlerimizi. "Fast-food" yemeklerin eşliğinde bebek arabalarında eline verilmiş akıllı telefonu ile oynayan küçücük, sevimli bebeklerimizi görüyoruz. Öyle ustalıkla basıyorlar ki tuşlara, şaşmamak elde değil. Onlar bu sürekli gelişen teknoloji ile, doğal yaşamlarının bir parçası olarak ömürleri boyunca iç içe olacaklar. Üstelik, "yapay zeka" olarak hayatımıza giren "bonusu" ile birlikte. Başta, bebeklerimiz olmak üzere hepimiz ilerleyen zamanda "Teknoloji bağımlılığı" gibi bir olgu ile karşı karşıyayız. Çağımızın gereği olan ve her gün yeni bir aşama kaydeden bu gelişmeler bizi refah düzeyi daha iyi olan bir yaşam seviyesine yükseltmektedir kesinlikle. Sürekli akıllı telefonlarla haşırneşir olmak, günlük yaşamın büyük çoğunluğunda sosyalmedya ve oyun içeriklerini takip etmek , aşırı internet kullanımı gibi uğraşılar teknolojik bağımlılığa verilecek örneklerden bir kaçıdır. Bu bağımlılığa karşı kontrollü olamazsak, takıntılı düşünce ve davranışların içinde bulabiliriz kendimizi. Daha uç aşamalarda, sürekli çevrim içi ilişkiler ve aktiviteleri düşünmekten başka bir şey yapamaz hale gelebiliriz. İş hayatımız içinde zorunlu olarak yüz yüze sürdürdüğümüz her türlü toplumsal aktiviteyi ve etkileşimi kapsayan beşeri ilişkilerimizi, çalışma hayatı dışındaki zamanlarda da sürdürmeliyiz. Elbette, günümüz dünyasında teknolojiyle barışık olmak çok önemlidir. Ancak, doğal yaşamın gereği olan yüz yüze ilişkilerin yerini tamamen sosyal medya ve internete bıraktığımız noktada farkında olmadan "yalnızlık" gibi izolasyon duygularının esiri olabiliyoruz. Teknolojik yalnızlığı; azalan insani bağlantılara neden olan ve nüfusun önemli bir bölümünü etkileyen digital aktiviteler olarak tanımlayabiliriz. Kendimizi de ekran başında geçirilen zaman içinde buluyoruz çoğu kez. Belki farkında bile olmuyoruz; bir metrodaki yolculuğumuzda, herhangi bir otobüs durağında randevu saatimizi beklerken, hatta yürürken veya en tehlikelisi araba kullanırken sanal dijital dünyanın içinde kayboluyoruz. Bu tür iletişimlerin tüm hayatımızı kapsamasını; sosyal, fiziksel ve zihin sağlığımızı tehdit eden ciddi bir rahatsızlık olarak görmek bizim yararımıza olacaktır. Kişiliğimizi etkileyen bu "dijital teknoloji müdahalesini" kontrol etmek bizim elimizdedir. Daha uyanır uyanmaz elimize aldığımız teknolojik cihazlar ailemizle, iş arkadaşlarımızla ve diğer işlerimizde gerekli olan tüm bağlantıları sağlayarak bize yardımcı olurken, aşırı ve bağımlılık derecesinde kullanıldığında zararlı bir yaşam stratejisi haline gelebiliyor. Herhangi bir şeye tamamen odaklanmak bazen hayatın diğer güzelliklerini kaçırmamıza neden olabiliyor. Mantıksız olduğunu bildiğimiz halde kendimizi durduramadığımız ve tekrarladığımız, ritüel haline gelmiş davranışlarımız veya zihinsel eylemler uzun vadede "takıntılı" bir kişilik bozukluğuna yol açabilir. Teknolojik bağımlılık, yüz yüze ilişkilerin yerini aldığında özellikle ruh sağlığında problem olan çocuklarımızda ve hatta ergenlerimizde depresyon ve kaygılı bir davranışlara neden olurken yalnızlığı ve kopuk bir yaşamı beraberinde getirmektedir.
'YAŞAM STRATEJİSİ YAPALIM'
Bu şekilde olan çocuklarımızı, dipsiz derin bir kuyu olan internet dünyasında özellikle kontrolsüz sitelerden uzak tutmak için eğitmeliyiz. Bu tür siteler bu işi kazanç kapısı haline de getirdikleri için, akla hayale gelmeyen ve çocuklarımızı rahatlıkla etkisi altına alan albenisi yüksek sanal ortamlar sunmaktadırlar. "Ağaç yaşken eğilir" sözünden yola çıkarak, çocuklarımızda ve hatta yetişkinlerimizde kontrol duygusunun gelişmesini sağlamalıyız. Etik bir toplumsal bakış açısı olarak, hem yalnızlığın önlenmesi hem de internetin uygun kullanılması için, uygun rehberlik konularının önemini kavrayarak, teknoloji tüketimini kontrol altındatutalım ve bunu artık verimli bir yaşam stratejisi haline getirelim. Yapılan çalışmalar; kontrol edilerek ve izlenerek ölçülü bir şekilde kullanılan sosyal medyanın, kaygı ve depresyonun azalmasına ve olumlu ruh sağlığına destek verdiğini göstermiştir. Daha fazla doğayla iç içe olma temennisi ile...
