Bazı ilişkiler yüksek sesle bitmez. Ne büyük bir kavga olur, ne kapılar çarpılır. Ama bir şeyler sürekli ertelenir. "Sonra konuşuruz." "Şu dönem geçsin." "Biraz daha zamana ihtiyacım var." "Şimdi sırası değil." İlk başta anlayışlı olunuyor. Hayat gerçekten yoğun. İnsanlar yorgun. Zaman her zaman uygun değil tabiki de! Ama bir noktadan sonra "Sonra" kelimesi masumluğunu kaybediyor.
Çünkü bazı "sonra"lar hiç gelmiyor. Gelmediği gibi, ilişkiyi de olduğu yerde donduruyor. Ne ilerliyor, ne bitiyor. Sadece askıda kalıyor. Ertelemenin her zaman tembellik olmadığını öğrendim. Çoğu zaman adı konmamış bir korku bu. Bazı insanlar karar vermekten fazlasıyla korkuyor. Çünkü karar vermek, bir yön seçmek demek. Bir yön seçmek ise diğer ihtimalleri kaybetmeyi göze almak demek. Belirsizlik bu yüzden güvenli geliyor onlara. Netlik sorumluluk getiriyor çünkü. Netlik, "buradayım" demek. Netlik, kaçamayacağın bir aynanın karşısına geçmek gibi. Aslında düşününce "sonra" diyen insanların çoğu da kendi içinde huzurlu değil. Bir yandan yakınlık istiyorlar, bir yandan o yakınlığın yükünü taşıyamayacaklarını hissediyorlar. Sevilmek istiyorlar ama bağlanmanın bedelinden korkuyorlar. Bir kapıyı açık tutmak, onlara nefes alacak alan gibi geliyor. O kapı kapandığında, sadece bir ilişki değil, kaçabilecekleri ihtimaller de kapanacakmış gibi hissediyorlar.
ASKIDAKİ İLİŞKİLER
Ama, "Sonra" diyen insanların çoğu kötü niyetli de değil. Yanlış anlamayın. Hatta güzel severler. Bağlanırlar. Yakınlık kurarlar. Ama bir hayatın içine gerçekten adım atacak kadar hazır hissetmezler asla kendilerini. İstemenin başka, taşımayı kabul etmenin başka bir şey olduğunu fark etmezler. Bekleyen tarafta ise çok sessiz bir süreç başlar o sırada. Bunu defalarca gözlemledim. Bekleyen insan, fark etmeden kendinden vermeye başlar.
Daha az sorar. Daha az ister. Konuyu açmamayı öğrenir sonrasında. "Zorlamayayım" derken, kendi ihtiyacını sessize alır. Ve en tehlikeli yer tam da burası. Çünkü dışarıdan bakınca ilişki devam ediyormuş gibi görünür. Ama içeride kimse tam olarak orada değil. Askıda kalan ilişkiler insanı yorar.Çünkü ne içeridedir insan,ne de tamamen dışarıda! Ne vardır, ne yoktur. Bu belirsizlik zamanla insanın iç dengesini bozar. Yorgunluk yapar.
Huzursuzluk yapar. Sebepsiz bir eksiklik hissi bırakır. Çünkü insan zihni belirsizlikle uzun süre yaşayamaz.
Net bir acı, belirsiz bir umuttan daha az yıpratıcıdır. En çok yoran şey, neyin yaşanıp neyin yaşanmadığını anlayamamaktır. Bir ilişkinin var mı yok mu olduğuna karar verememek, insanın kendi duygusuna olan güvenini sarsar. Bir süre sonra kişi şunu sorgulamaya başlar: "Ben mi abartıyorum?" "Ben mi çok istiyorum?" "Bu hisler fazla mı?" Oysa fazla olan duygu değil, taşınan belirsizliktir.
NİYET EKSİKLİĞİ
Şunu çok net ayırıyorum artık: Bir ilişkide "sonra" sürekli tekrar ediyorsa, orada kesinlikle zaman değil, niyet eksiktir. Çünkü gerçekten isteyen biri için zaman yaratılır.
Hazır olmayan biri ise zamanı her zaman gerekçe yapar. Belki de bu yüzden günümüzde "sonra"lar bu kadar çoğaldı. Hayat hızlandı, seçenekler arttı, insanlar her an bir alternatif varmış gibi yaşıyor. Kimse yanlış bir seçim yapmak istemiyor.Ama seçmemek de bir seçim. Ve çoğu zaman en yorucu olanı.
Modern ilişkilerde "sonra", bazen açıkça söylenmeyen bir cümleye dönüşüyor: "Şu an sen varsın ama kendimi tamamen bırakmıyorum." Aslında sabırla beklemekle, yönü olmayan bir yerde oyalanmak aynı şey değil. Sabır, bir yol olduğunu bilerek durmak.
Beklemek ise nereye gittiğini bilmeden aynı yerde kalmaktır. Kimse sürekli beklemek için yaratılmadı. Kimse kendi hayatını askıya alıp,bir başkasının hazır olmasını izlemek zorunda değil. Bu bencillik değil bu arada.
Bu, kendine saygı.Ve insanın kendine sorması gereken bir soru var. Bu ilişkide zaman gerçekten ilerliyor mu, yoksa geçen sadece ben miyim?
Çünkü bazı insanlar "sonra" derken, hayat sessizce akmaya devam ediyor. Ama bu fark ediş, bir kayıp değil; aksine bir uyanış olabilir.
İnsan kendi hayatını askıya aldığını fark ettiğinde, oradan yeniden hareket etme gücü de bulur. Beklemek enerjiyi tüketir belki ama, ama fark etmek de insanı büyütür. Ve bazen en sağlıklı adım,"sonra"yı beklemek değil, kendi hayatını tekrar eline almaktır.
