• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
İnsan en çok sevdiği kişi ile sınanır...

AYSUN METE

İnsan en çok sevdiği kişi ile sınanır...

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 02 Mayıs 2026

Çok basit bir tartışmaydı. Söylenen şey büyük değildi ama verdiğim tepki büyüktü. Kıskançlık desem... Arada normal, ama bu tam olarak o da değildi. Sonradan düşündüğümde, verdiğim tepki beni bile şaşırtmıştı. O an durup kendime şunu sordum: "Ben gerçekten şu an buna mı tepki veriyorum... Yoksa başka bir şey mi var?" Cevap rahatsız ediciydi. Çünkü bu ilk değildi. Biraz düşününce şunu fark ettim; aslında o anın içinde değildim. Zihnim çoktan başka bir yere gitmişti. Daha önce, çok eskiden yaşadığım bir şeyin izine... Ve o iz, bugünkü durumu alıp aynı sonuca bağlamaya çalışıyordu. Sanki geçmişte olanın tekrar etmesi kaçınılmazmış gibi.

BİR YERDEN TANIDIK
Mesela düşünün... Daha önce aldatıldınız. Bu, içinizde sessiz bir iz bıraktı. Sonra yeni bir ilişkiye başladınız. Başta daha temkinli, daha dikkatli... Belki biraz fazla sorgulayan bir yerden. Ama bir an geldi; karşı tarafın belki de hiç yapmadığı bir şeyi, siz olmuş gibi hissetmeye başladınız. Küçük bir detay büyüdü. Bir cümle, bir davranış... Bir yerden tanıdık geliyordu. İşte o an fark etmeden şunu yaptınız: Karşınızdaki insana değil, geçmişte yarım kalmış bir hikâyeye tepki verdiniz. Üstelik işin garip tarafı şu... O an yaşarken hissettiklerimiz bize son derece gerçek geliyor. Hatta çoğu zaman kendimizi haklı bile buluyoruz. Zihin çok hızlı çalışıyor; eksik parçaları tamamlıyor, ihtimalleri gerçeğe çeviriyor. Henüz olmamış bir şeyi olmuş gibi hissettirebiliyor. Ama biraz durup kendimize alan açtığımızda, o ilk tepkinin ardından başka sorular gelmeye başlıyor: "Gerçekten bu mu oldu?" "Yoksa ben bunu bir yerden tanıyor muyum?" Ve o an anlıyoruz... Mesele sadece o an değil. Zaten galiba her şey tam da burada başlıyor. Çünkü insan "en çok sevdiğiyle neden zorlanır?" diye düşündüğünde, cevap çoğu zaman karşısındaki kişide değil, kendine ne kadar yaklaştığında saklı oluyor.

SAKLANAMAYIZ
İnsan en çok sevdiğinin yanında gerçekten "kendisi" olur. Daha doğrusu, saklanamaz. Dışarıda daha kontrollü, daha ölçülü, daha mesafeliyken... Sevdiği insanın yanında filtresizdir. Ve filtresiz olmak, ister istemez savunmasızlığı da beraberinde getirir. Hepimiz yaşamışızdır... Gün içinde biri lafımızı böler, çok takılmayız. Ama akşam sevdiğimiz insan, biz konuşurken telefona baktığında içimizden küçük bir cümle geçer: "Ben konuşurken neden dinlemiyorsun?" Aslında mesele çoğu zaman o an değildir. Mesele, orada daha açık, daha görünür olmaktır. Ve insan, en çok görüldüğü yerde aynı zamanda en çok incinir. Tam da bu yüzden beklentilerimiz devreye girer. Çünkü insan, sevmediğinden bir şey beklemez ama sevdiğinden çok şey bekler. Anlaşılmayı, görülmeyi, hissedilmeyi... Zor bir gün geçirmişsindir, anlatırsın. Karşındaki bir an durur ve sadece şunu söyler: "Bence biraz abartıyorsun."

O an anlarsın... Mesele o cümle değildir. Karşılanmamış bir beklentidir. Ve kırılma tam da orada başlar. Bir de şu var... Çoğu zaman yaşadıklarımızın hepsi bugüne ait değildir. Küçük bir tartışma çıkar bazen, konu basittir. Ama verdiğimiz tepkinin büyüklüğünü sonradan fark ederiz. Belki sesimiz yükselir, belki içimize kapanırız. Sonra bir an durup düşünürüz... Bu, sadece bugünün meselesi değildir. Psikologların "emotional trigger" dediği şey tam olarak budur. İnsan çoğu zaman yaşadığı ana değil, geçmişte biriktirdiği duygulara tepki verir. Yani bugün yaşanan, aslında çok daha eski bir duygunun kapıyı yeniden çalmasıdır. Bütün bunların ortasında çoğu zaman gözden kaçan başka bir şey daha vardır: İnsan, en çok değer verdiği yerde en büyük riski alır.

GEÇMİŞTE BİRİKENLER
Her şey yolundayken bile bazen içimizden sessizce bir düşünce geçer: "Ya bir gün biterse?" Olmuştur mutlaka... Geç gelen bir mesajı tekrar tekrar açıp baktığınız. Kısa bir cevabın tonunu zihninizde büyüttüğünüz... Çünkü zihin boşluk sevmez. Yeterince netlik olmadığında, o boşlukları çoğu zaman en kötü ihtimalle doldurur. Ve belki de bu yüzden, sevdiğin insanın söyledikleri diğerlerinden farklı bir ağırlık taşır. Onun sözü, sadece bir cümle gibi gelmez; sanki biraz daha gerçek, biraz daha belirleyici olur. Tüm bunların altında ise çoğu zaman oldukça basit ama en güçlü duygu vardır: kaybetme korkusu. Bazen bir tartışmanın ortasında, aslında söyleyecek çok şeyim varken sustuğum olmuştur. "Daha fazla uzamasın..." dediğim. Bazen de tam tersi... Kendimi tutamadığımı, sesimin yükseldiğini fark ettiğim. Aslında ikisi de aynı yerden gelir. Psikolojide buna bağlanma biçimleri denir. İnsan, çocuklukta öğrendiği yakınlık kurma şeklini fark etmeden yetişkinliğe taşır. Bu yüzden bazıları sevdiğinde daha çok yaklaşır, bazıları ise tam tersine uzaklaşır. Ama dikkat edince görürüz... İki davranışın da altında aynı şey vardır: Kaybetme korkusu. Ve bütün bunları yan yana koyunca, insanın neden en çok sevdiğiyle zorlandığı da biraz daha netleşir. Çünkü mesele sadece ilişki değildir. Mesele, o ilişkinin içinde insanın kendine ne kadar yaklaştığıdır. Belki de mesele sevmek değil... Sevilirken neyle karşılaştığımızdır. Çünkü insan en çok sevdiğiyle zorlanmaz aslında... En çok, o ilişkide kendisiyle karşılaştığında zorlanır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.