Bazen insan sevilir... ama bunu yaşayamaz. Bir ilişkiyi anlatmanın en zor tarafı şu galiba... İki insan vardır, ikisi de sevdiğini söyler. Ama o sevgi aynı şekilde yaşanmaz. Biri şöyle der: "Sevgi hissedilen bir şeydir, ekstra bir şey yapmaya gerek yok." Diğeri ise bunu duyduğunda içinden şunu geçirir: "Sevgi sadece hissedilen bir şey değil... aynı zamanda gösterilen , hatırlatılan bir şey." Ben bu iki cümlenin arasında kalmış biriyim. Çünkü dürüst olmak gerekirse, ikisi de bana yanlış gelmiyor... ama ikisi de tek başına yeterli gelmiyor. Zamanla şunu fark ettim: "Zaten kalbimde bir yerin var anlamiyorum" "Doğal olalım" dediğimiz şey kulağa ne kadar huzurlu gelse de, sadece onun üzerine kurulan bir ilişki yavaş yavaş sadeleşmiyor... eksiliyor. İnsan bir noktadan sonra "nasıl olsa seviyor" demeye başlıyor. Ve bu cümle ilk bakışta ne kadar masum görünse de, aslında küçük şeylerin yavaş yavaş yok olduğu yer oluyor. Bir mesaj... Küçük bir düşünce... Ufacık bir jest... Bunlar kaybolmaya başladığında sevgi ortadan kaybolmuyor belki ama... hissedilmesi zorlaşıyor. Ama diğer tarafı da gördüm. Sadece çabayla yürüyen bir şey de bir süre sonra yoruyor insanı. Sanki biri rol yapıyormuş gibi... sanki her şey biraz fazla hesaplıymış gibi. O yüzden anladım ki mesele çaba ya da doğallık değil. Mesele, ikisinin arasındaki o ince denge. Ben bunu en çok bir bitkiye benzetiyorum. Bir bitkiyi tamamen kendi haline bırakırsanız susuz kalır. Ama zorla, abartılı bir şekilde bakım yaparsanız bu sefer kökleri zarar görür. İlişki de biraz böyle... Kendi halinde bırakınca eksiliyor, zorlayınca boğuluyor. Doğru olan... bilinçli bir şekilde ilgilenmek. Ama bunu yaparken yine kendin kalabilmek.
'OLDUĞUM GİBİ SEV'
Belki de en çok yanlış anlaşılan cümlelerden biri bu yüzden: "Beni olduğum gibi sev." Bu cümleyi ben de söyledim. Hatta savundum. Ama bir süre sonra şunu fark ettim: Bu cümle doğru... ama eksik. Çünkü ilişki sadece "olmak" değil. İlişki biraz da birlikte emek vermek. Kimsenin değişmesi gerekmiyor belki... Ama insan sevdiğine değer verdiğini hissettirmek ister. Bu dışarıdan bakıldığında bir beklenti gibi görünebilir. Ama aslında bu bir ihtiyaç. Ve zamanla benim içimde çok net bir şey oturdu: Ben sevginin gösterilerek büyüdüğüne inanıyorum. O ise sevgi varsa ekstra bir şey yapmaya gerek olmadığına. İşte çelişki tam olarak burada başlıyor. Çünkü insan bazen şunu hissediyor: Seviliyor... ama eksik hissediyor. Ve bu çok zor bir duygu. Çünkü bir insan hem sevildiğini bilip hem de eksik hissediyorsa... Bir noktadan sonra kendini sorgulamaya başlıyor. "Ben mi fazlayım?" "Ben mi çok şey istiyorum?" Oysa mesele bu değil. Benim için sevgi şunu içeriyor: Birlikte vakit geçirmek istemek, karşı tarafı mutlu etmek istemek, küçük şeyleri önemsemek... Ama onun tarafında sevgi daha çok "zaten buradayım" gibi yaşanıyor. Ve zamanla anladım ki bu fark... küçük bir fark değil. Bu noktadan sonra mesele romantik olmaktan çıkıyor. Daha çok psikolojik bir yere geçiyor. Çünkü insan şunu düşünmeye başlıyor: "Zaten birlikteyiz, neden ekstra bir şey yapalım?" Gerçekten bu kadar basit mi? Aslında değil. Bu çoğu zaman daha derin bir yerden geliyor. İnsan bağlanıyor... ama çok derinleşmek istemiyor. İlişki rahat kalsın istiyor. Ve çaba... farkında olmadan bir yük gibi hissediliyor. Belki de içten içe şöyle bir korku var: "Çok verirsem kendimi kaybederim." Bazen de daha ağır bir şey hissediliyor: Sanki baştan kabul edilmiş bir son var gibi... Sizce? "Herkes bir noktada sıkılır zaten." "Zaten monoton olacak." Böyle düşünen birinin baştan çok yatırım yapmaması da anlaşılır oluyor. Çünkü içinde bir yerde hayal kırıklığı çoktan yaşanmış gibi. Ama en zor taraflardan biri de şu: Sevginin bazen bir ödül gibi hissettirilmesi. "İyiysen veririm..." "hak edersen gösteririm..." Bu çok ince bir şey. Ama hissediliyor. Oysa benim içimdeki sevgi anlayışı çok daha sade: Seviyorsan... mutlu etmek istersin. O kadar! Belki de bu yüzden "ben doğalım, ekstra bir şey yapmam" cümlesi bende hep bir yerde takılı kalıyor. Çünkü bunun bazen bir savunma olduğunu hissediyorum. Çünkü birine özen göstermek demek: onu düşünmek demek, zaman ayırmak demek, yani biraz yatırım demek. Ve ben bunu yaşadım. İlişkilerin en sıradan anlarında gördüm. Günün sonunda iki insan eve geliyor... biri yorgun, gidip uzanıyor. Diğeri mutfağa girip bir şeyler hazırlıyor. Bazen hızlı bir yemek yapıyor. Ama mesele yemek değil. Mesele şu oluyor: "Bu görüldü mü?" Bir "eline sağlık" var mıydı? Yoksa o da mı eksikti? Birlikte bir şey izleniyor... Ama hep bir taraf seçiyor. Onun zevkleri. Ve o küçük soru sorulmuyor: "Sen bunu seviyor musun?" İnsan o an şunu fark ediyor: Var olmakla görülmek aynı şey değil. Bir gün bir cümle duyuyorsun: "Böyle bir ilişkiyle yıllar geçirebilir misin, gerçekten düşün." Cümle büyük... Ama his küçük. Çünkü insanın içinde dönen şey çoğu zaman çok daha sessiz oluyor. Eksik ama anlatması zor bir his. Bazen insan üzülüyor... Kendine dönüyor... Ve bu da"iletişimi kesmek" olarak görülüyor. Ama sorulmayan soru hep aynı kalıyor: "Sen neden içine çekildin?" İşte o an anlıyorsun... Herkes aynı ilişkiyi yaşamıyor ! Benim için saygı, büyük hareketler değil. Küçük özenler. Bir çiçek almak zorunda değil kimse. Ama mutlu etmeyi düşünmek... başka bir şey. Birine "kahve yapsana" demekle "bir kahve yapar mısın?" demek arasında bile fark var. Biri alışkanlık gibi... diğeri değer gibi. Ve belki de her şey tam burada saklı. Sevgi büyük şeylerde değil... o küçük, neredeyse fark edilmeyen detaylarda yaşanıyor. Ve o detaylar olmadığında... insan sevildiğini bilse bile yavaş yavaş yalnız hissediyor. Ve o noktada şunu fark ettim: Yatırım dediğimiz şey sadece zaman değil.
UYUM MESELESİ
Aynı zamanda sorumluluk. Ve herkes bu sorumluluğu almak istemeyebilir. Ama işin diğer tarafında ben varım. Benim ihtiyacım çok net: görülmek, değer hissetmek, sevilmeyi yaşamak. Benim sevgi dilim; ilgi, zaman ve küçük şeyler. Onunki ise daha sade... daha az çaba, daha çok var olmak. Ve bu fark... İlk başta küçük gibi görünse de, zamanla insanı duygusal olarak aç bırakabiliyor. Ve en sonunda şunu anladım: Bu bir haklılık meselesi değil. Ne o yanlış... ne ben. Ama bu bir uyum meselesi. Ve en zor gerçek de şu: Bazı insanlar değişmek istemiyor. Kötü oldukları için değil... Zaten oldukları gibi yeterli olduklarına inandıkları için. Ve o noktada senin ihtiyacın... Onlara fazla gelmeye başlıyor. Belki de en dürüst soru şu: Ben sevgiyi hissederek yaşayan biriyim... Bu insanla bunu gerçekten yaşayabilir miyim? Cevap kolay değil. Ama gerçek çok sade: O yanlış değil. Ben de değilim. Ama bazen iki doğru insan... birbirine doğru gelmeyebilir.
