Hepimizin, hayat koşturmasında sık sık yakındığı ve bıkkınlıkları dile getirdiğimiz uzunca bir öyküdür "günlük yaşam döngüsü". Sanayileşmenin ve üretim teknolojilerinin artması ile günden güne artan kalabalıklar, azalan kaynakların getirdiği acımasız rekabet içinde bir yaşamı bizlere sunmaktadır.
Özellikle yoğun nüfuslu kentsel alanlardaki aşırı kalabalık, ruh sağlığımızı etkiler hale gelmiştir. Teknolojik ve sosyal gelişmelerle dünden bugüne meydana gelen yenilikler de, hayatımızı değiştiren olumlu veya olumsuz etkenleri oluşturmaktadır. Hepimiz her gün bu değişimlerin etkisine karşı uyum sağlamaya çabalıyoruz. Daha yakın geçmişte, bilim kurgu konusu olabilecek dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları ve akıllı saatler gibi harika cihazlarla artık iç içeyiz. Tüm bu büyük değişimler bize yansıyarak, günlük yaşamımızdaki birçok şeyin yenilenmesine yol açıyor. Tıpkı bir nehrin suları gibi sürekli değişen ve "akış halinde" olan bir hayat zincirimiz var.
PSİKOLOJİK ETKİLERİ
"Değişimden başka hiçbir şey kalıcı olmuyor".
Bu değişimlerin beraberinde getirdiği sanayileşme kalabalık bir yaşam tarzını bizlere zorunlu kılıyor. Hayatın akışını değiştiren yeniliklerin birçoğu, günlük yaşamımızda alışılmış rutinlerimizi sürdürürken gerçekleşiyor.
Farkında olmadan sıkışık düzen içinde bir yaşam tarzında buluyoruz kendimizi. Gelir, eğitim, meslek gibi parametrelere göre içinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik statümüzle birlikte hızlı yaşam tarzında yapılanan toplumun içinde yaşamaya başlıyoruz. Bulunduğumuz kalabalık ortamlar, hepimiz üzerinde "stres ve kaygı" , "depresyon", "içe kapanıklık" gibi kişilere göre değişen şekillerde psikolojik etkilere neden olmaktadır. Özellikle, yüksek nüfus yoğunluğuna sahip olan konutlarda ve ortamlarda yaşamak, bireyler üzerinde sürekli huzursuzluk, gerginlik, odaklanma güçlüğü, panik hissi gibi "anksiyete" olarak adlandırılan genel psikolojik sıkıntıları beraberinde getiriyor.
Zaman yaratarak yapacağımız egzersizler, sağlıklı beslenme ve yeterli uyku düzeni bu sorunları aşmamıza yardımcı olacaktır.
GÜRÜLTÜDEN UZAKLAŞMAK
Kalabalık yaşamın getirdiği bu tür sorunlara karşı önlemler almazsak, sosyal olarak içe kapanma gibi bizi çevremizden uzaklaştıracak sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliriz. Bu da bizi içinde bulunduğumuz iş çevremizden bile uzaklaşma riski ile karşı karşıya getirecektir. Giderek artan yaşam zorlukları ile baş etmek için, sosyal ağlarımızı geliştirmeli ve kontrolü elden bırakmadan sürdürmeliyiz. Çevremizle kuracağımız iyi ilişkiler bizi depresyon gibi psikolojik takıntılardan uzaklaşmamıza yardımcı olacaktır. Eğer yalnızlığı tercih ederek kendimizle baş başa kalmayı, toplumsal aktivitelerden uzak kalmayı seçersek, enerjik olmayan bir ruh hali içine girmemiz kaçınılmazdır. Hep şikayet ettiğimiz yoğun bir yaşam günlüğü, gerçekte duygularımızın bizi yönlendirmesi İle hissettiğimiz etkilerdir. Buna bir örnek olarak; yoğun saatlerde tıklım tıklım dolu bir metro vagonunda oturmaktan rahatsızlık duyarken, ayni sayıda insanla dolu hareketli bir konser salonunda kendimizi tamamen rahat hissetmemizi gösterebiliriz. Bu tür zıtlıkları göz önüne alarak, "sıkışık düzen yaşam" nedeniyle girdiğimiz psikolojik bunalımlardan, olayları pozitif bakış açısıyla değerlendirerek bir nebze olsun kurtulabiliriz. İçinde bulunduğumuz yoğun ortamlar, algı ve yorumlarımıza göre içimizde şekilleniyor. Bu nedenle, bazı mekanlar bizi yorarken, bazı kişiler için eğlenceli olabiliyor.
Aynı oda bizim için bunaltıcı olurken, bir başkası için rahatlatıcı bir etki yaratabiliyor. Yapılan istatistiklere göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 55 den fazlası kentsel alanlarda yaşıyor. İş alanlarının ve üretim teknolojilerinin belli merkezlerde toplanmasıyla bu oran günden güne daha da artacaktır.
İYİ BİR TEDAVİ YÖNTEMİ
Ne kadar şikayetçi olsak da, doğal yaşam akışının bizi yoğun tempolu hayatlara götürmesinin önüne geçemeyeceğiz. Bu nedenle, günlük yaşamımızın önemli bir parçası haline gelen "stres" ile baş edebilmenin yollarını bulmak zorundayız.
Ait olduğumuz çevre ile iyi ilişkiler içinde olmak, onlarla beraber gerçekleştireceğiniz aktivitelerde bulunmak psikolojik sorunların başında gelen depresyon için iyi bir tedavi yöntemi olacaktır. Bu tür iyi ilişkilerden uzaklaşmak beraberinde bizi düşük enerjili bir ruh haline götürür ve yaşam aktivitelerinden uzaklaştırır.
Artan fiziksel aktiviteler; psikolojik durumun yanı sıra sağlığı da doğrudan etkileyecektir. Vücut direncimizi arttırarak, sindirim, solunum, tansiyon gibi hayati fonksiyonlarımızı düzenleyen "otonom sinir sistemi" işlevini iyileştirecektir. Değişimi hayatın gerekli ve normal bir parçası olarak benimsemeyi reddetmek, her zaman sorunlara ve hayal kırıklıklarına yol açacaktır. Ne zaman, her şeyin sürekli olarak gelişerek değiştiğini kabul edersek yaşama daha kolay uyum sağlayacak ve sorunları daha kolay göğüsleyeceğiz.
SONUÇ; RUHUMUZ BİZE YETER DİYOR...
