2026 yılının başında sızan 3 milyon sayfalık devasa veri seti, Jeffrey Epstein dosyasını sıradan bir suç davası olmaktan çıkarıp, küresel düzenin temellerini sarsan bir "sistem depremi"ne dönüştürdü. Artık karşımızda sadece geçmişin günahları değil; Avrupa monarşilerinden teknoloji devlerine, diplomatik koridorlardan istihbaratın karanlık odalarına kadar uzanan, her halkası şantajla birbirine bağlanmış devasa bir rehin alma operasyonu duruyor.
DOKUNULMAZLIĞIN SONU
Avrupa'nın yerleşik aristokrasisi için 2026 belgeleri, "dokunulmazlık" illüzyonunun sonu anlamına geliyor. İngiltere'de Prens Andrew'un "tanımıyorum" savunması, sızan yeni ses kayıtları ve gizli oda görüntüleriyle yerle bir olurken sarsıntı, İskandinavya'nın "şeffaf" monarşilerine kadar uzandı. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit'in Epstein'a yazdığı "Beynimi gıdıklıyorsun" ifadesiyle somutlaşan o samimi yazışmalar, monarşilerin sadece etik değil, entelektüel olarak da nasıl bir yozlaşma sarmalına girdiğini belgeledi. İsveç'ten Danimarka'ya kadar kraliyet isimlerinin "kod adlarıyla" uçuş kayıtlarında belirmesi, Avrupa basınında artık tek bir soruyu sorduruyor: "Bu skandal, monarşilerin sonunu getirecek mi?"
ŞANTAJ ARŞİVLERİYLE YÜZLEŞME
Skandalın siyasi ayağında ise tam bir "tasfiye" süreci yaşanıyor. Slovak diplomat Miroslav Lajcak gibi isimlerin, Epstein ile yürüttükleri "kadınlar ve jeopolitik" temalı yazışmalarının ifşası, ağın bürokrasiyi nasıl bir koza gibi ördüğünü kanıtladı. İngiliz siyasetinin kilit isimlerinden Peter Mandelson'ın ayrılığı ve Polonya'da bizzat Başbakan Donald Tusk tarafından başlatılan geniş kapsamlı soruşturma, devletlerin kendi içlerindeki bu tümörü temizleme çabasının yansıması. Artık mesele sadece kişisel suçlar değil; devletlerin şantaj arşivleri aracılığıyla nasıl yönetildiği gerçeğiyle yüzleşme meselesidir.
HAYIRSEVERLİK MASKESİ DÜŞTÜ
Teknoloji dünyasında ise 2026 belgeleri, Bill Gates ve Elon Musk gibi isimlerin Epstein ile olan bağını "hayırseverlik" savunmasının ötesine taşıdı. Dijital izler; "pandemi simülasyonları" ve stratejik planlamaların havada uçuştuğu e-postaların, Epstein tarafından tek taraflı kurgulanmış karalama kampanyaları mı yoksa derin bir suç ortaklığı mı olduğu tartışmasını körüklüyor. Bu durum, toplumun en üst yüzde 1'lik kesimine duyulan güveni kalıcı olarak zedelerken, sistemin kendi içindeki güç savaşlarını da su yüzüne çıkarıyor. 2008 yılındaki o meşhur "O, istihbarata ait, bırakın gitsin" cümlesi, bugün sızan belgelerle somut bir gerçekliğe dönüştü. CIA ve Mossad gibi servislerin bu ağdaki gölgesi, Batı dünyasında istihbarat denetimine dair devrim niteliğinde yasal düzenlemeleri (Epstein Files Transparency Act gibi) zorunlu kıldı. Bu küresel kurban tedarik sistemi, Epstein'ın elindeki kayıtların hala bir yerlerde birilerinin "dokunulmazlık bileti" olarak saklandığı gerçeğini yüzümüze çarpıyor.
AYNI ÜST AKLIN ÜRÜNÜ: FETÖ VE EPSTEIN JEFFREY
Epstein vakasının 2026 sızıntılarıyla derinleşen Türkiye ayağı, sadece sınır ötesi bir suç dosyası değil; küresel bir şantaj ağının yerel bir ihanet şebekesiyle (FETÖ) yollarının nasıl kesiştiğini gösteren sarsıcı bir "istihbarat anatomisi" sunuyor. Sızan 3 milyon sayfalık veri, bu iki yapının bağımsız birer suç odağı olmaktan ziyade, aynı "üst akıl" tarafından yönetilen ve "erişim ajanı" (access agent) mantığıyla çalıştığını kanıtlar nitelikte.
ORTAK KORUMA KALKANI
Belgelerdeki en somut veriler, Epstein'ın ABD'deki nüfuzunu koruyan hukuki ve siyasi kalkanın, aynı zamanda FETÖ'nün Batı'daki lobi faaliyetlerini de beslediğini ortaya koyuyor. Özellikle 2008 yılındaki o tartışmalı savunma anlaşmasında rol oynayan lobi figürlerinin, 15 Temmuz sonrası FETÖ mensuplarının iadesini engellemek için yürütülen süreçlerde de "aracı" olarak belirmesi, bu iki yapının aynı finansal damardan beslendiğini gösteriyor. Sızan e-postalarda, diplomatik dokunulmazlık ve oturma izinleri üzerine yürütülen trafiğin, ortak hukuk ofisleri ve vakıflar üzerinden koordine edildiği görülüyor. FETÖ'nün Türkiye'de siyasetçilere ve bürokratlara kurduğu "kaset kumpasları" ile Epstein'ın malikanelerindeki gizli kamera sistemleri arasındaki benzerlik, belgelerde bir "tesadüf" olarak değil, operasyonel eğitimin sonucu olarak değerlendiriliyor. Her iki yapı da hedeflerindeki seçkinlerin zaafiyetlerini birer kontrol mekanizmasına dönüştürerek, küresel güç merkezleri için devasa şantaj arşivleri oluşturduğu görülüyor.
DOSYALAR AÇILDIKÇA AVRUPA SARSILIYOR
PRENS ANDREW (BİRLEŞİK KRALLIK): Dosyaların en çok sarstığı isim. Virginia Giuffre'nin cinsel istismar suçlamaları ve Epstein ile olan yakın dostluğu nedeniyle 2024 ve 2025 yıllarında kraliyet unvanlarını ve askeri rütbelerini kaybetti. Son belgeler, Epstein'ın mahkumiyetinden sonra bile Buckingham Sarayı'na davet edildiğini iddia ediyor.
PRENSES METTE-MARIT (NORVEÇ): Norveç Veliaht Prensesi, Epstein ile 2011-2013 yılları arasında defalarca görüştüğünü ve muhakeme hatası yaptığını kabul ederek özür diledi.
PRENSES SOFIA (İSVEÇ): 2012'de New York'ta Epstein'ın özel davetlisi olarak bir etkinliğe katıldığı aktarıldı. İsveç Kraliyet Sarayı ise daha önce yaptığı açıklamada, Prenses Sofia'nın 2005'te Epstein ile birkaç kez görüştüğünü ancak 20 yıldır onunla hiçbir temasının olmadığını belirtmişti.
PETER MANDELSON (BİRLEŞİK KRALLIK): Eski Kabine Bakanı, İşçi Partisi'nin önemli ismi ve İngiltere'nin Washington Büyükelçisi, Epstein'ın hapis yattığı dönemde mülklerinde kalmak istediği ve eşine para transferleri yapıldığı iddiaları üzerine Washington Büyükelçiliği görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
NICOLAS SARKOZY ÇEVRESİ (FRANSA): Eski diplomatik danışmanı Olivier Colom ile Epstein arasında yoğun bir iletişim olduğu ve eski Maliye Bakanı Bruno Le Maire'nin Epstein'ın evini ziyaret ettiği öne sürüldü.
JES STALEY (BİRLEŞİK KRALLIK): Barclays'in eski CEO'su, Epstein ile olan 1.200'den fazla e-posta trafiği ve yakın ilişkisi nedeniyle görevinden istifa etti.
SARAH FERGUSON (BİRLEŞİK KRALLIK): Prens Andrew'un eski eşi olan Ferguson'un, Epstein'dan borçlarını ödemek için finansal destek aldığı ve yazışmalarındaki samimi hitapları ortaya çıktı.
KRAL FREDERIK (DANİMARKA): Kraliyet, Kral Frederik'in Epstein'la hiç tanışmadığını duyurdu. Yeni açıklanan belgelerde Kral Frederik'in prens olduğu dönemde Epstein'ın iş bağlantılarından bir iş adamı ile görüştüğü ve bir kez özel bir akşam yemeğine katıldığı iddia edildi.
EMMANUEL MACRON (FRANSA): 2026 başında sızan belgelerde, Epstein'ın 2018 yılındaki yazışmalarında Macron'dan "fikir danışan biri" olarak bahsettiği iddia edildi. Fransa, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u Jeffrey Epstein'le ilişkilendiren iddiaların Rusya bağlantılı bir dezenformasyon kampanyasının ürünü olduğunu açıkladı.
JOSE MAREA AZNAR (İSPANYA): Eski İspanya Başbakanı ve eşinin, Epstein'dan gönderilen paketlerin alıcısı olarak kayıtlarda yer aldığı görüldü.
NAOMİ CAMPBELL (BİRLEŞİK KRALLIK): Ünlü modelin ismi Epstein'ın "kara kitabında" yer aldı. Campbell, Epstein'ı tanıdığını ancak iddia edilen yasadışı faaliyetlerden haberdar olmadığını savundu. Ancak yeni belgeler, ikili arasındaki temasın sadece davetlerle sınırlı olmadığını, Epstein'ın ekibi tarafından koordine edilen sürekli bir iletişim trafiği bulunduğunu ortaya koydu.
JEAN-LUC BRUNEL (FRANSA): Epstein'ın Avrupa'daki en yakın suç ortağı olarak görülen Fransız model ajansı sahibi. 2022'de Paris'te hapishanede intihar etti.
