'Kulağınla duyduğunun hiçbirine, gözünle gördüğünün yarısına inanmayacaksın.' Bu değerli söz, aslında algılarımızın nasıl da yanıltılabilir olduğunun vesikasıdır. Bugünün yapay zeka dünyasında artık gözünle de gördüğünü sorgular hale geldiniz, biliyorum.
İnsan yaş aldıkça yediği kazıkların boyu da göz seviyesini aşıyor.
Eskiden yalan diye bağırsa da inanmak istediğimiz tatlı yalanlara inanırdık. Bugün o durum da değişti.
Şimdi yalancı çoban misali, iyi olan her şeye yalan muamelesi yapan küçük şüpheciler olduk. Bu yüzden zaten paranoyaya beş var tadında yaşıyoruz. Peki bu 'yalan dünya'da nasıl hayatta kalıyoruz?
Mesela ben ne yapıyorum?
BEYAN DOSYASI
Eski bir arakadaşım, bir kişiyle ilgili iyi yorum yaptığımızda, 'Tanımadan iyi deme' derdi. 'Bir kötülüğünü görmedim de' ... Bu (bizden yaşça büyük) bilge(!) arkadaşımı zaman haklı çıkardı. Zira bizzat kendisinin kazığını yedim.
Hem de ne kazık! Öyle böyle değil...
(Böylece 'kişi kendinden bilir işi' deyimini de haklı çıkarak kişi olarak geçti kişisel tarihime.) ' Arkadaşım bizzat bu deneyimi bana yaşatarak öğrettiği için şiar edindim. Yeni birileriyle tanıştığımda ve arkadaşlık ettiğimde artık kafamda bir kişiye ait iki dosya oluşturuyorum. İlki, beyan dosyası. Bu dosyada, -özellikle yeni tanıştığım- kişiye ait kendi beyanları var. Ben ile başlayan ya da seni ile başlayan bu beyanları -paranoyaklık yapmadan- yargısız ve -mümkün olduğunca- duygusuz bir şekilde bu dosyaya aktarıyorum.
Söylediği sözleri ve iddiaları kendisiyle ilgili veriler olarak kaydediyorum. Zamanla kişiyle paylaşımım arttıkça deneyimim ve görgüm de haliyle artıyor. Vaktiyle söylediği şeyler, yani beyanları bu kez davranışlarıyla tartılıyor. Kimi doğrulanıyor, kim, yalanlanıyor, kimi ise duruma göre değişir görünüyor. Örneğin 'ben kötü gün dostuyum' diye bir beyanda mı bulunmuştu? Yardıma ihtiyacınız olduğunda size davranışlarıyla eski sözünü test etme imkanı sunuyor.
Diyelim gerçekten de dediği gibi biri çıktı. O zaman ne oluyor?
Kafada ikincil bir dosya açılıyor.
Hakikat dosyası. Bu dosyadaki her şey ilk dosyadan aktarılarak geliyor.
Kendi başına oraya girmiyor.
Zamanın sınadığı her görüş, her iddia beyan dosyasından çıkıp gerçeğin dosyasına aktarılıyor.
HAYAL KIRIKLIĞI
Eğer daha az hayal kırıklığı yaşamak istemiyorsanız ikinci dosyayı erken açmayın. Güzel sözlere, şık yalanlar, hoş ve boş vaatlere kanmamanın yolu, ikinci dosyayı mümkün olduğunca geç açmak.
Ha, peki bir gerçeğe ulaşmak için bu kadar uzun zaman beklemek zorunda mıyız diyorsanız o zaman iyi bir gözlemci olmalı, söyleneni değil söylenmeyeni duymalısınız.
Bu durumda öncelikle beden dilini okuyabilmek işe yarayacaktır.
Sözlerden çok davranışlara güvenmeyi kendinize öğretmelisiniz.
Ha, diyebilirsiniz ki, 'sözlerin hiç mi kıymeti yok?' Var elbette.
Ancak sınırlı. Sözler, sadece karşınızdaki kişinin üslubunu göstermesi bakımından kıymetli. Oysa davranışlar nadiren yalan söyler.
Büyük şeyler değil küçük şeyler, büyük ve gösterişli sürprizler değil, minicik ama kişiye özel hatırlanan ve düşünülen şeyler, size o kişinin gerçek yüzünü çok daha çabuk anlatacaktır. Özetle, bağıran büyük sözlere değil, fısıldayan küçük davranışlara bakın. Çünkü insan en çok kimse bakmıyorken kendisi olur.
