Toplumları, milletleri ayakta tutan, bireyleri birbirine bağlayan, aidiyet bilincini güçlendiren, millet olma şuurunu devam ettiren bir takım unsurlar vardır. Bunlar ortak duygular, ortak inançlar, birlikte yaşanan adet, ibadet, gelenek ve göreneklerdir.
Milletimiz bin yıldan beri Müslümandır. Bu din iliğimize, kemiğimize işlemiş, yapıp ettiğimiz pek çok davranış biçimlerine temel teşkil etmiştir. Bayramlar bunların başında gelir. Dini bayramlarımızın bin senelik bir geçmişi vardır. Yüz yıldan bu yana da milli bayramlarımızı kutlamaya devam ediyoruz.
Dini bayramlarımıza katılım ve o günlerdeki duygu ve düşünce birliğinin daha güçlü olduğu asla inkar edilemez. Bu bayram günlerinde otobüslerde, trenlerde yer bulmak zorlaşır. Birçok aile memleketine, anne babasını ziyarete gider. Olay dini çerçeveyi aşarak, çok büyük bir sosyal hareketliliğe dönüşür. Bu sevinilecek bir durumdur. Ne mutlu ki milletçe hep birlikte katıldığımız, birlik beraberliğimizi güçlendiren böyle geleneklere sahibiz.
ALTERNATİF BAYRAMLAR
Dünya küçüldü. Batı Hristiyan dünyasının Noel kökenli Yeni Yıl kutlamaları bütün dünyayı etkisine aldı. Bizde de her geçen yıl daha geniş şekilde kutlanır oldu. Bunda vahşi kapitalizmin fırsatçılığının ve hediyeleşmeyi alabildiğine teşvik edişinin etkisi büyüktür. İçki sarfiyatı gibi zararlı bir alışkanlığa da kapı açması yılbaşı kutlamalarının olumsuz yönüdür. Yeni yıl adetinin gücü ve etkisinin dini bayramlarımız kadar kuvvetli olmadığını düşünüyorum.
Tanzimattan beri devam eden Batılılaşma ve sekülerleşme akımının, belli ölçüde dini bayramlarımıza ilgiyi azalttığını söylemek mümkün. Bizde Batı özentisi önce Avrupa'ya giden Jöntürklerde görüldü. Bunların bir kısmı kendi kültürümüzle aralarına mesafe koydu. Yahya Kemal bir istisnadır, o evine dönmeyi başardı. Bir yazısında 1918'de bayram namazına gidişini anlatır:
YAHYA KEMAL'İN BAYRAM NAMAZI
"Dört sene evvel Büyükada'da oturuyordum. Bayramda bayram namazına gitmeye niyetlendim. Fakat Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanamamak korkusu ile o gece hiç uyumadım. Vakit gelince abdest aldım ve camiye gittim.
Vaiz kürsüde vaaz ediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemaatin gözleri bana çevrildi. Beni, daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini, camide gördüklerine şaşıyorlardı. Orada, o saatte toplanan ümmet-i Muhammed, içine bir yabancının geldiğini zannediyordu. Ben içim hüzünle dolu yavaş yavaş gittim. Vaazı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum.
Kardeşlerim, Müslümanlar bütün cemaatin arasında yalnız benim vücudumu hissediyorlardı. Ben de onların bu nazarını hissediyordum. O sabah, o, Müslümanlığa az aşina Büyükada'nın o küçücük camii içinde, şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik.
Namazdan çıkarken, kapıda ayandan Reşid Akif Paşa durdu, elimi tuttu. 'Bu bayram namazında iki defa mes'udum, hamdolsun sizlerden birinin kendi başına camiye gelmiş gördüm. Berhudar ol oğlum! Gözlerimi kapamadan evvel bunu görmek beni müteselli etti.' dedi. O sabah gönlüm her zamandan fazla açıktı." (Yahya Kemal, Aziz İstanbul kitabından)
Bayramınız mübarek olsun.
