Bir seyahat acentesinin düzenlediği 8 günlük 'Bir Avrupa Masalı' başlıklı geziye katıldım. Tur, inanılmayacak derecede kapsamlıydı. 8 günde 5 ülke ve 11 destinasyon görecektik.
Gezi, şüphe uyandıracak kadar uygun fiyatıyla dikkati çekiyordu. Tabii ki bu 'gel gel' fiyatıydı. Bilirsiniz, acenteler grup turlarında normal fiyatın yarısı kadar ekstra tur ekler ve fiyat politikalarını böyle oluştururlar. Yani ilk verdikleri fiyat size çok cazip gelir. Sonra otellerini şehir dışında konumlandırırlar ki siz ekstra turları satın almaya mecbur kalın. Bu gezide de durum böyleydi. Sadece ekstra fiyatı turun kendisi kadar, şehir dışındaki oteller de neredeyse 'ıssızlığın ortasında' sayılabilecek tesislerden oluşuyordu. (Hatta biri yol kenarı bir moteldi ki benzetmek gerekirse Alfred Hitchcok'un 'Sapık' filmindeki Bates motel gibi bir yerdi.
Bir otel sahibinin annesi kılığında gezmesi eksikti. Gezideki pek çok yalnız kadın geceyi korkarak geçirdiler. ) Bir son gün kalınan otel -görece iyiydi ki tur akıllarda kötü kalmasın. Konaklama tesislerinin ıssızlığı haricinde süresi iyi ayarlanmış bir geziydi. Hatta bir rekor denemesi gibiydi bile diyebiliriz.
'GÖREVSİZ' GÖREVLİLER
9 Şubat'ta Sabiha Gökçen'den hareket eden uçakla üç saatlik uçuşun sonunda Bergamo havalimanına indik. Küçük bir havalimanı olan Bergamo, (İtalyan görevlilerin de katkısıyla) büyük bir eziyete sahne oldu. Pasaport kuyruğunda 3 saate yakın bekledik. Şikayetlerimizin çoğu, ifadesiz yüzlü 'görevsiz' görevlilerce görmezden gelindi. Buradan çıkınca otobüslerle Milano'ya geçtik.
Ana caddede iki saatlik bir 'panoramik gezi yaptık. Zaten bu turda en çok duyduğumuz iki şey gezinin 'panoramik' olduğu (hiçbir yere girmiyor, dışından görüp geçiyoruz) ve de 'otelin çevresinde hiçbir şey olmadığı' idi. Saat 21 gibi otele geçtik. (Gezilerin pek çoğunda otel giriş saatimiz buydu. Kaldı ki, zaten o saatten sonra ekstra bir şey yapacak halimiz kalmıyordu.)
10 Şubat'ta otobüsle ekstra olan Cannes, Nice ve Eze ve Monte Carlo turu vardı.
İlk destinasyonumuz olan Cannes'de iki saat geçirip Film festivali'nde sanatçıların adımladığı merdivenlerde birer anı fotoğrafı çektirdik. Takdir edersiniz ki her yerin bir mevsimi var. Bu mevsim de Güney Fransa'nın mevsimi değil. Cannes'in 'bozuk şehirleşmeden mustarip olmayan' bir Kuşadası olduğunu söyleyip geçeyim.
GEZİNİN YILDIZI
Gelelim gezinin yıldızlarından Nice'e... Yine buraya da tarihi unsurlar taşıyan bir Antalya yakıştırması yapabiliriz. (Zaten Avrupa'nın en büyük üstünlüğü mimarisinin taş olması ve zamana direnmesi. Geleneksel islam medeniyetlerinde felsefe olarak 'her şeyin ölümlülüğü' vurgulandığı için cami ve saray dışında bugüne kalmış fazla yapı göremiyoruz. Oysa konu tarihse, Anadolu'da hası var elbette...) Kimi renkli tarihi binalar ve nefis bir sahil şeridi. Niye mi nefis?
Öyle bir renk var ki, bu fosforlu buz maviyi bizde sadece Ölüdeniz'de görebilirsiniz. Bu sosyetik sayılabilecek şehirde denize nazır lüks bir lokanta olan Di Piu'da kocaman deniz mahsullü tabakları çok ucuza tükettiğimizi de söylemeden geçmeyeyim.
Gerisi mi? Haftaya...
